SANCAR CANSİNEMAYAZARLAR

CONTAGİON: “BİR KOMPLO TEORİSİNİN HABERCİSİ MİYDİ?”


21 Ekim 2011 / 1s 46dk / Dram, Bilimkurgu, Gerilim
Yönetmen: Steven Soderbergh
Oyuncular: Marion Cotillard, Matt Damon, Laurence Fishburne, Gwyneth Paltrow, Jude Law, Kate Winslet…
Ülke ABD, Birleşik Arap Emirlikleri

Sanırım son günlerde yaşadıklarımıza benim gibi anlam veremeyen kendini bir bilim – kurgu filminin içindeymiş gibi hisseden çok kişi vardır. Aynı zamanda olan bitenin karmaşasıyla acımasız bir sorgulamanın içine düşen de çoktur diye düşünüyorum.

Kendi kendimize yetebilmeyi öğrenmek, dışarıdaki gürültülü, kemirgen hayata ara vermek, insanlardan uzaklaşmak – istemeyerek de olsa her bir insan artık birer tehdite dönüşmüşken – hayatın ve zamanın değerini bilmek, tehlikenin ne olduğunu ve nereden geleceğini bilememek, zorluklar karşısında sakin kalabilmeyi becerebilmek, katlettiğimiz doğayı kendi haline bırakmak… bu ve bunun gibi sonuçlar çıkarabileceğimiz gibi savaşların artık yalnız silahlarla değil yapay etkenlerle de gerçekleşebileceği, kendini üstün güç olarak gören ülkelerin her şeyi hesap edemeyecekleri, onların da çaresiz kalabileceği vb. durumlara tanık oluyoruz.

2011 yapımı Contagion filmi Koronavirüs salgınının kol gezmeye başladığı bu günlerde ben gibi birçok kişinin bir anda karşısına çıkıp gündem olmayı başardı. Şu an yaşadıklarımızın bir filmde öngörülüp önümüze sunulmasının şaşkınlığıyla filmi izledim ve filmin senaristi Scott Z. Burns’ü – kendisinin de şaşkınlıkla karşıladığı – ileri görüşlülüğünden dolayı takdir ettim ve bu öngörünün (senaristinden bağımsız bir şekilde bu filmden yola çıkarak ya da başka sebepler ve kişiler aracılığıyla var edildiği ve bir komploya dönüştürüldüğü… kim bilebilebilir ki) bir komplo teorisinin habercisi olup olmayacağı da aklımın bir köşesinde belirdi. Sayın Donald Trump’ın Çin virüsü dediği Covid – 19, hakikaten birilerinin bize yaşattığı bir kâbus muydu ve Trump’un bu ifadeyle işaret ettiği bir komplo teorisi miydi? Ya da şu an yaşanılanlar bilinçsizce birçok şeyi felâkete sürükleyen bizlere Tanrı’nın bir gazâbı mıydı? Her iki ihtimalin de geçerli olabileceği söylenebilir. Ancak ben bunun bir komplo teorisi olacağı düşüncesinden oldukça uzağım. İtiraf etmem gerekirse Contaigion’un salgını öngörmesi, beni insanların yaşananları hak ediyor oluşundan daha çok şaşırttı. Çünkü, olumsuzlukları hak ettiğimiz inancı bende daha ağır basıyor.

Contagion, Koronavirüs gibi temas ve solunum yoluyla insanlara bulaşan ölümcül bir virüsün yol açtığı felaketleri gözler önüne seriyor. Filmin türü bilim – kurgu olmasına bilim – kurgu ama içinde bulunduğumuz döneme baktığımızda filmde yaşanılanların günümüzü yansıtıyor oluşu filmi gerçekçi bir yapıya kavuşturuyor ve bizi etkisine alıveriyor hemen. Daha da önemlisi filmde yaşanılanların seyri yaşadıklarımıza benzer bir şekilde aktığından bizler büyük bir şaşkınlığın içine düşerken filmin gidişatı öyle bir hal alıyor ki acaba bizde aynı kaosun içine düşer miyiz diye korkuya kapılıyoruz. Filmde, ara ara asansör tuşları, klavye ve mouse, telefon vb. sık sık temas halinde olduğumuz araç – gereçlerin, otobüs gibi toplu ulaşım araçların kameralara yansıması gerilimi iyice artırıyor.

Beth Emhoff (Gwyneth Paltrow), Hong Kong’daki bir iş gezisinden Minneapolis’e döner ve bu yolculuğun ardından rahatsızlanır. Yolculuğun onu yorduğunu ve basit bir gribe yakalandığını düşünür. Ancak Beth, iki gün sonra mutfaktayken ani bir şekilde fenalaşarak hastahaneye kaldırılır, ne yazık ki kurtarılamaz. Doktorlar Beth’in kocası Mitch Emhoff’a (Matt Damon) eşininin neden ödüğü üzerine herhangi bir açıklama yapamazlar. Çünkü onlar da Beth’nin neden öldüğünü çözememişlerdir. Beth’in ölümünden hemen sonra küçük oğlu da hastalanır ve hayatını kaybeder. Mitch Emhoff, olanın şaşkınlığı ve üzüntüsü ile sarsılır.

Başka insanlar da hızlı bir şekilde Beth ve oğlunun gösterdiği sürekli öksürük, yüksek ateş belirtileri akabinde yaşanılan nöbetle beyin kanaması geçirerek ölmeye başlar. Bu durum hız kesmeden Minneapolis, Chicago, Londra, Paris, Tokyo ve Hong Kong gibi birçok kente yayılır. İnsanların birbirine teması ve sosyal yaşantı sonrası virüs yayılarak salgına dönüşür. Küresel bir salgın her yeri sarmış durumdadır.

Yetkililer hemen olaya el atarlar. İlk etapta salgının kaynağını bulmaya çalışırlar. Filmin sonuna kadar bu durum bir merak unsuru olarak kalır. Filmi izlerken salgının kaynağını yetkililerle birlikte siz de bulmaya çalışırsınız.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’ndeki (CDC) doktorlar, yaşanılanın benzersiz bir durum olduğunu virüsün mutasyon geçirdiğini iddia ederler. Bu nedenle uzun bir süre bu kâbusa çözüm bulamazlar. Müdür Yardımcısı Cheever (Laurence Fishburne) büyümekte olan paniği sonlandırabilmesi için gözüpek ve insancıl bir doktor olan Dr. Erin Mears’ı (Kate Winslet) görevlendirir. Alanında yetkin biri olan Dr. Erin Mears, canla başla çalışır, ne yazık ki o da bu salgına yakalanır ve ölür.

Durum gitgide kritik bir hale dönüşür, insanlar sokağa çıkamazlar, uzun süre evlerinde kaldıklarından yiyecekleri tükendiğinden birbirlerine saldırmaya başlarlar. (Ki bu kısımlar oldukça ürkütücüydü. Filmin gerçekliğiyle sarsılırken acaba biz de benzer handikapın içine düşer miyiz endişesi içimde filizlenmişti.) Bir kaos ortamı başlar. Bu süreçte aktivist bir blogger olan Alan Krumwiede’ı, (Jude Law) es geçmemek gerekir. Alan Krumwiede, yetkililerin tam olarak yaşanılanları ve gerçekleri halka anlatmadığı tezini savunur. Onun çığırtkanlığı halkta iyice korkuya sebep olur. Sonuç olarak uzun bir kaos döneminden sonra aşı bulunur ve hayat normale döner.

Peki, bu virüs nasıl ortaya çıkmıştı? Beth, iş dolayısıyla gittiği Hong Kong’da Çinli bir aşçı ile tokalaşır, temas ve solunum yoluyla bulaşan virüs, Beth’i avlar. Amerika’ya dönen Beth’in aracılığıyla virüs Amerika’da yayılır. Günümüzde olduğu gibi filmde de Wuhan kentinde ortaya çıkan virüsün filmin sonunda maymun ile domuzun genlerinin karışımıyla hayat bulduğu görülür. Koronavirüsün çıkış sebebi şu an tam olarak bilinmese de bununla ilgili çok farklı spekülasyonlar mevcut. Evlerimizde kendi kabuğumuza çekildiğimiz bu dönemlerde gerekli tedbirler alınmadığında, yetkililerin önerilerini dikkate almadığımızda başımıza neler geleceğini merak ediyorsak mutlaka Contagion’u izleyin derim. Sağlıcakla ve evde kalmanız temennisiyle…

Filmin senaristinin şu an yaşadıklarını dile getirdiği şu haberi de okumanızı tavsiye ederim. https://tr.euronews.com/2020/04/04/salgn-filminin-senaristi-dunyanin-en-zengin-ulkesinin-en-hasta-ulke-olacag-hic-aklima-gel

Etiketler

Sancar CAN

Hangi zamana hangi mekana ait olduğumu bilmiyorum. Zamansızlık ve mekansızlık ağırlaştırırken ruhumu bir o kadar da hafifletiyor beni. Kim olduğum, ne olduğum ve ne olacağım öylesine anlamsız ki bu ucu bucağı görünmeyen karmaşık, gürültülü dünya içinde. Bir ses, bir nefes, bir gürültü, sıradan bir günah abidesi... Bizden geriye kalan; her şey ya da hiçbir şey... Bir gün dokunulabilecek mi bu dizelere gözler, kulaklar... Yoksa hep bir yabancı olarak mı kalacağız?

Bir Cevap Yazın

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı