FELSEFESANCAR CANYAZARLAR

HİÇLİK SORUNUNA VAROLUŞSAL BİR YAKLAŞIM – 2

2. KENDİSİ İÇİN VARLIK

Sartre, insanın var oluşuyla birlikte dünyaya hiçliğini de saldığı düşüncesindedir. Ona göre insan var olan bir yaratık değil; gün be gün kendini kurmaya çalışan var oluşan bir varlıktır. Yani henüz var olmamıştır ve var olmaya çalışırken aslında var ettiklerini de kendi eliyle yıkmıştır da. Bu noktada Sartre’a göre insanın ne ise o olmayan bir varlık olduğu söylenilebilir. İnsan farkında olmadan bilemediği bir evrenin arayışına girecek, bilerek oluşturduğu evreninin yine farkında olmadan yok oluşunu gerçekleştirecektir. Böyle bakıldığında –ki bakılabilir– insan varlığı (F.Nietzsche’nin “üst insan” kavramını hatırlatırcasına) var değildir. Sartre her ne kadar, insanın bu dünyaya bir “hiç” olarak geldiğini ve bu dünyada ona yol gösterip onu belirleyebilecek bir şeyin olmadığını söylese de; Marksist toplumcu düşüncenin, eylemlerinde ona yol ve yön göstermekte olduğu söylenebilir.

Sartre için hiçlik ya da yokluk insanın bilincinde ortaya çıkan bir kavramdır. Dolayısıyla, “Hiç”in bilinci olan bir bilinç mutlak anlamda bir “Hiç”i de beraberinde getirir. Böylece “Hiç” olanı başka bir yerde aramaya gerek kalmaz ve “Hiç”in varoluşu Kendisi – için varlık bakımından bir “hiçlenme” durumuna gelmiş olur. Ayrıca, Kendisi – için varlığın bu hiçlenme eylemi sayesinde varlığa kavuştuğunu ve Sartre felsefesinin bir diğer önemli kavramı olan Kendisinde varlık ile bir bütünlük gösterdiğini gözden kaçırmamak gerekir. 

Kendisinde varlık ile Kendisi – için varlık birbirlerini önceden var sayarlar (Sartre, 2009, s. 734). Bu nedenle Sartre felsefesi bütüncül bir yapıya kavuşmuş olur. Kendisi – için varlık olarak bilinç, Kendisinde varlık olarak nesnenin  saf biçimdeki bir hiçleşmesidir. Yani bilincin var olan bir şey olarak gerçekliği, onun hiçleşmesiyle aynı şeydir. Sartre Kendisinde varlık’ı saçma, donuk, kaypak bir şey olarak betimlerken Kendisinde varlık’ın boşluğu taşımadığını söyler. “0 varlık ne ise odur.” Kendisinde varlık Sartre’a göre olumsal bir anlamı çağrıştırmaktadır.

Sartre’ın bakış açısı ile Kendisi – için varlık’ın özelliklerine baktığımızda Kendisi –  İçin varlık’ın eksik, belirsiz olduğunu dile getirir. Kendisinde varlık’ın aksine olumsuz bir anlam taşır. Bu özellikleriyle ile Kendisi için varlık, insan bilincinin varlığıyla eşdeğerdir.

Sartre’a göre, “hiçlik dünyaya insanla girmiştir.” Bu da hiçliği insan bilincinin yarattığını söylemekle aynı şeydir. “İnsan gerçekliğinin varlığı, Sartre’da varlık bilimsel bir fazlalık olarak değil, bir varlık eksikliği, varlığın tamlığındaki bir çatlak” olarak belirdiğinden dolayı insan gerçekliği ile birlikte dünyaya eksiklik de girmiş olur.

Sartre’a göre, içsel bir yaşam yoktur. Bilinç nesneleri birleştirmez, onları değiştirmeksizin ya da hatta onlara dokunmaksızın bir rüzgâr gibi nesnelerin üzerinden geçer. Varlıklar, bilinç olmadığında her ne ise o olarak kalırlar. Bilinç, varlığa hiç bir şey eklemez. Yalnızca kendisiyle ilgili olan bir ilişki ekler. Zihinde ne resimler, ne hayaller ne de formlar vardır. Onun tüm nesneleri zihnin dışındadır. Diğer taraftan, Sartre ego’nun kendisini bilincin dışına çıkarır. Ego’yu yaratan bilinçtir. “Ego, bilincim için herhangi bir diğer nesne gibi nesnedir. O refleksif bilinç hallerinde yeni bir nesne olarak görünür.” Böylece Sartre’a göre bilinç Tanrı olmak isteğiyle var olmaya çalışan bir delik olur. Bilinç olduğunun ötesinde var olan bir şeydir. İnsan gerçekliği tam tamına olmadığını olan ve olduğunu olmayan varlık olduğu için özgürlük kaçamayacağı alınyazısıdır onun için. Sartre’a göre, “Kendisi İçin, eksikliğinden dolayı seçer, özgürlük…. eksiklik ile eşanlamlıdır” (Sartre, 2009, s.546).

Bu bilinç, varlığın bir hiçliğidir derken, aynı zamanda Sartre, bilincin içinde hiç bir şey yoktur, diyerek iç yaşamı da yadsır. Bu sebeple içsel dünyamızın en duygusal durumlarını da bir kenara bırakmıştır. Sartre’a göre kederli, nefret dolu ya da aşık biri olmak bizim kendi iç dünyamıza kendi söylemimizle bilinç kazandırarak oluşturduğumuz kavramlar olarak ortaya çıkar. Dolayısıyla Sartre, “bilincin varlığı, bu varlık kendisinden başka bir varlığı gerektirdiği için şüpheli olan, sorgulanan bir varlıktır” der (Sartre, 2009, s.96).

Sartre felsefesi Kendisinde Varlık ve Kendisi – için Varlık olarak yaptığı sınıflandırmayı esasında ‘varlık’ı anlamdırmak için yapmıştır. Bu noktada varlık Kendinde Varlık ile dünyayı; Kendisi – için Varlık kavramıyla ise bilinci ifade etmektedir. Bu iki kavram iki ayrı anlama karşılık geliyor olsa da birbirlerinden ayrılamaz gerçeklikleri yansıtmak için de kullanıldığını söylemek gerekir. Buna rağmen varlık’ın hakiki anlamı Kendisinde varlık’ta kendini bulur. Çünkü Kendisi – için Varlık bilincin karşılığıyken, bilinç de hiçliğin karşılığıdır. “Bilinç her ne ise o değildir; her ne değilse odur.”

Devamı yakında…

HİÇLİK SORUNUNA VAROLUŞSAL BİR YAKLAŞIM – 1

Etiketler

Sancar CAN

Hangi zamana hangi mekana ait olduğumu bilmiyorum. Zamansızlık ve mekansızlık ağırlaştırırken ruhumu bir o kadar da hafifletiyor beni. Kim olduğum, ne olduğum ve ne olacağım öylesine anlamsız ki bu ucu bucağı görünmeyen karmaşık, gürültülü dünya içinde. Bir ses, bir nefes, bir gürültü, sıradan bir günah abidesi... Bizden geriye kalan; her şey ya da hiçbir şey... Bir gün dokunulabilecek mi bu dizelere gözler, kulaklar... Yoksa hep bir yabancı olarak mı kalacağız?

Bir Cevap Yazın

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı