DENEMEEDEBİYATKEREM ERTUĞRUL ERTUĞRULYAZARLAR

RUHUN VARLIK MOTİVASYONU: NORMALLİK VE İSPAT

“İnsanın tarihi, birey ya da toplumların diğerleri gibi olmadığını ispat etme çabasından oluşur.”

Normal;

  1. sıfat Kurala uygun, alışılagelen, olağan, düzgülü, aşırılığı olmayan, uygun
  2. isim Aşırılığı, eksikliği ve taşkınlığı olmama, ortalama durum (Türk Dil Kurumu)

İnsan, komplike biyolojik bir yapı içinde basit kimyasal reaksiyonlarla yönetilen bir mekanizmadır. Mekanizmayı mekanik sistemden ayıran ise ruhtur. Ruh! İnsanın ne ile yaşayacağı sorusuna verilen beyaz örtülü cevapları, örtünün altında bırakarak ne için yaşayacağı sorusuna odaklanmak gerekir. İnsanın ayırıcı tonu ruhtur. Ruh ispatla beslenir ve var olur. İnsan ispat için yaşar. Aslında canlılığın ve toplu yaşamın var olduğu tüm formlarda ispat arzusu görünür. Sürü içinde kabul görmüş, keyfi nispeten yerinde -dışarıdan gördüğüm kadarıyla- bir erkek aslanın, sonunda canını kaybetmek pahasına girdiği sürü liderliği savaşı, aslanın varoluşunu ispatından başka bir şey değildir.  Modern insan tarafından diz dövülerek izlenen, genel evren mekanizması düşünüldüğünde “vahşi” doğanın kanunu olarak bir nebze içlere su serpilen güç/irade/varoluş/ego savaşları. Bu “vahşi”liğin içinde yer bulamadığı için habitat savaşlarını uzaktan izleyen, steril ve korunaklı bir yaşam için yaşamının büyük çoğunluğunu harcayan, kendi kaos düzeninin içinde, kendi dünyasının dışında kalan düzeni içten içe ayıplayan insan, bu vahşi düzenin neresindedir? Hiçbir yerinde. Çünkü insan bu kaosun kendisidir. Her an yeni ispatlar için bir sürü liderinin, bir genç ‘aslanın’, bir karakterin, bir çocuğun yahut bir varoluşun kurban edilmesi insan için normaldir. Çoğu zaman kan dökülerek ya da keskin dişler ve pençelerle yapılmıyor olması kaos ve düzenin tanımını grileştirmiştir. Görmezden gelinecek, üstü kapatılacaktır. Sadece bu farklılığın ispatı için ‘medeniyet’ler kurulacak, medeniyetler tarihi yazılacak, ne tesadüftür ki medeniyetler yıkılacak ve kurulacak ve yıkılacaktır. İnsan önce diğer türlerden ayrışacak, ardından normlar yaratacak, kendi çizdiği sınırın dışına taşmamaya çalışacak ve sonunda farklı sınırlar içinde olanlardan ayrışacaktır. İnsan farklılığını ispat etmek için her şeyi yapacaktır. Ruhun varlık motivasyonu ispattır.

İnsanın temel arzusu yer bulmaktır. İnsanın tek arzusu, arzu ettiği yerde olmaktır. Gerek bir sosyete, gerek bir aidiyet oluşturan kitle, gerekse cennet. Bu bulunma durumunun kaynağı belirsiz, yöntemi ispattır.

Dinler tarihinde insanı yaratmak için hiçbir net sebebi olmayan yaratıcı/yüksek irade, insana kurallar ve çizgiler verir. Kur’an’da yaratılışın sebebine en önemli örnek Zariyat Suresi’nde yer alan “Ben, cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” ayeti gösterilebilir. Üstelik Hucurat Suresinde yer alan “Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstününüz O’ndan en çok korkanınızdır.” ayetiyle insanın yaşam sebebi ortaya konur. İspat etmek. Kurallara uyduğunu, daha çok ibadet ettiğini, yaşamını çizilen çerçevenin dışına taşmadan yaşadığını ispat etmek. Bu yalnızca sonsuz yaşam arzusu örnek gösterilerek sınırlandırılamaz. Maddi dünyada topluluğa ait olmanın, kendini gerçekleştirmekten daha öncelikli bir ihtiyaç olduğu düşünüldüğünde, topluluklara dahil ve ait olmanın önemi daha net görülmektedir. Toplulukların kuralları vardır ve diğer topluluklardan farklılıkları. Bu yüzden ayrılır ve başka çatılar altında toplanırlar. Aidiyet topluluğun, normal olmak birlikte yaşamın temelidir. Kişilerden farklı olduklarını ispat etmeleri beklenir. Farklı olduğuna ikna olmayan bireyin, yalnız diğerlerinden farklı olma motivasyonuyla bir arada duranların arasında yeri yoktur. Bu açıdan normali kavramak, topluluksuz olmak demektir. Yoksa medeniyetler tarihi var olamaz, üstünlükler belirlenemez bir hale gelecektir. Topluluğun ön kabul şartı olan farklılıktan başka bir farklılığın yeri olamaz. Tüm toplulukların haklı sebepleri ve kat’i doğruları vardır. Herkes bir gün o farklılığın normalliğini anlayacak, topluluk herkesi kapsayacağı için farklılığını yitirecek ve kendini feshedecektir. Özetle cehennemdekiler, cennettekilerilerin geç uyanmışıdır. Yahut hiç uyanma şerefine erişemeyenleri. Doğru farklılığa ait olamadığı için dışarıda kalarak normalleşemeyenleri.

İNSAN VE İNSAN BAZLI NORMALLER

İnsan kendini konumlandırdığı yerin çok uzağındadır. İçgüdüleri sürü lideri olmak isteyen genç aslanınkinden farksızdır. Kendini, diğerlerinden farklı kılacak niteliklerini parlatarak, diğerleri kendi yaratır. Yabancılaşır. İşlenmemiş bir levha, masumiyet sembolü çocukların -ki insanın içgüdüsel davranışlarının en kolay okunacağı dönemdir, çünkü işlenmemiştir.-  gruplaşmaya olan yatkınlıkları görülebilir. Birkaç zayıf çocuğun bir araya gelerek oluşturduğu zayıflar sosyetesinin temel motivasyonu şişman çocuğu aşağılamaktır. ‘Normal’ zayıflığın karşında şişmanlık marjinalleşir. Örnekler çoğaltılabilir. Topluluklarda normali çoğunluk belirler. Ancak hiçbir şişmanlar sosyetesi görülemez. Çünkü şişmanlar sosyeteleşmekten ziyade zayıflıklarını ispata yoğunlaşır. Değiştirilebilir olan noktalar için bu kabul geçerliyken, değiştirilemez olan niteliklerde yeni gruplar ortaya çıkar. Beyazların ‘makbul’ olduğu yerde, siyahiler de topluluklaşacaktır. Bu toplulukların normallik ispatı, diğerlerine karşı duyulan öfke, red ve eylem ile ölçülür. Bu niteliklerin yoğunluğuna göre her topluluk kendi cennetine ve cehennemine ayrılır. İnsan bazlı normaller topluluğu konsolide eder, güçlendirir, aynı zamanda farklılaştırır. Tıpkı devletler gibi. Toplumsal mekanizmalardan şikayet eden farklılar -yani herkes- toplumu ve devleti yaratanlar olmalarına rağmen kendi normlarını değiştirmekten çekinirler. Kendi yarattıkları, sözde, farklı olan yapay mekanizmalardan korkar hale gelirler. Çünkü diğerlerine benzemek o topluluğun cehennemi olarak tasvir edilir. Bağlılığı ispat etmek gerekir. Aidiyeti, birlikte yaşamı, Voltran’ı ispat gerekir. Bunun için ölürler ve öldürürler. İşte bu ispatların en kıymetlisidir. İçinde bulunduğu topluluğun  farklılığı muhafaza edebilmek için, bir daha hiçbir zaman içinde bulunamayacağı bir forma geçer. İşte farklı olmak böylesine önemlidir.

BİREYSEL FARKLILIKLAR VE İNSANIN DEĞERİ

Modern dünya. Uygarlığın pik noktası. Bilgi çağı, teknoloji devri, uzaklar yakın. Herkes aslında çok zekidir. Herkes çok farklıdır ve kimse gibi değildir. Bambaşka, onlar gibi değil. İnsan doğası gereği, herkes baş. Topluluklar, devletler, sınırlar, ırklar, normlar hem de bambaşka. Bu kadar normalliğin içinde kendine yer bulan ve birbirinin aynı olan insanlar. Hepsi aslında çok normal ancak bir o kadar farklı. Maddi-manevi ispatlar ile ruhlar şad..

Toplumsal roller ve statüler dağıtılacak olduğu anda, topluluğun normalleri içinde korkakça bir farklılaşma girişimi ortaya çıkar. Bu çaba mutlaka normlarla sınırlı kalacaktır. Normlar bir çember şeklinde genişletilir. Yer bulabilmek için herkes çemberin teğet noktalarına doğru yönelir. Merkezdeki kalabalıktan farklılaşarak, toplum tarafından terk edilmemenin tek yolu budur. Norm çemberinin dışına çıkmadan en uzak noktada durmaktır. Çemberin dışı ucube, sapık, yoldan çıkmış, çirkin ve marjinaldir. Bireylerin kendi cehennemleri, teğet noktasından bir adım ötede onları bekler. Kişiler, farklı olduklarına ikna edilir ancak normal sınırında ince bir iplik üzerinde durur. Sürü lideri olmak isteyen aslanın teğet noktası en güçlü aslan olmak iken, çemberin bir adım dışı zamansız başkaldırı ve sonucu ölümdür. Çemberin çapı belirsiz, topluluk korkaktır. Kendi putlarını yıkamaz, farklı olmadığını fark edemezler. Farklı olmadığını fark etmek ispatsızlık durumunu yaratır ve başta birey ardından topluluk çürür. Yıkım başlar. Teğet üzerinde duran güçlü aslan, herkesi merkeze toplar. Kimseyi çemberin dışına bırakmamak, aynı ülkü için mücadele etmesini sağlar. Bir taraftan oluşan iç çatışma ve herkesin farklı olduğu düşüncesiyle merkezden uzaklaşma çabası, kişinin kendi cehennemini berraklaştırır. Diğeriyle ve topluluk içinde çatışmalar baki kalır.

İnsan ‘vahşi’ düzenin neresinde yer alır? Hiçbir yerinde. Çünkü insan vahşetin ve kaosun kendisidir. Bu düzen, bu uygarlık panayırı, yıkılan, kurulan ve yıkılan medeniyetler bu farklılığın eseridir. İnsanın putu farklılıkları, ruhun motivasyonu ise ispattır. Biri öldürür diğeri ölür. Diğerlerinden hiçbir farkının olmadığını anlamak çemberin dışına çıkmaktır. Çemberin dışı cehennem, içi tamamen insandır. Çok farklı insanlar. Ne kadar da farklı!

Kerem Ertuğrul Ertuğrul

Kerem Ertuğrul Ertuğrul. 1993 İzmir doğumlu. Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV bölümünden mezun.

Bir Cevap Yazın

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı