SANCAR CANSİNEMASORU - CEVAPYAZARLAR

DEĞERLİ SİNEMACI ÜMİT ÜNAL SORU – CEVAP KÖŞEMİZDE…

Merhaba Değerli Sanatseverler,

Başarılı piyanist Fırat Akarcalı’nın ardından, bizim için oldukça kıymetli olan sinemacı Ümit Ünal’la “Soru – Cevap” köşemizde sizlerleyiz. Onu köşemizde ağırlamaktan büyük bir onur duyuyorken sizleri de bu ana ortak etmek bizim için ayrı bir keyif.

1986 yılında Halit Refiğ’in yönettiği “Teyzem” filminin senaryosunu yazarak sinemaya adım atan Ümit Ünal, hayatını sinemaya adayan sinemamızın en özgün isimlerinden biridir.

Milyarder (Kartal Tibet), Hayallerim, Aşkım ve Sen (Atıf Yılmaz), Arkadaşım Şeytan (Atıf Yılmaz), Piano Piano Bacaksız (Tunç Başaran), Berlin in Berlin (Sinan Çetin), Amerikalı (Şerif Gören), Yaz Yağmuru (Tomris Giritlioğlu) gibi kült filmlerin senaryosunu yazmışken 9, Anlat İstanbul, Ara, Gölgesizler, Kaptan Feza, Ses, Nar, Sofra Sırları, Aşk, Büyü Vs. gibi önemli filmlerin de yönetmenliğini yapmış usta bir isimdir. Sadece sinema alanında değil Amerikan Güzeli, Aşkın Alfabesi,  Kuyruk, Işık Gölge Oyunları isimli eserlerle edebiyat alanına da katkı sunmaya çalışan çok yönlü bir isimdir.

Bu muhteşem sanat insanına çok çok teşekkür ederken onunla ortak olduğumuz sanat yolculuğunun birçok kişi için keyif verici ve ufuk açıcı olacağına inanıyoruz. Hadi başlayalım öyleyse…

  • Teyzem’den Sofra Sırları’na varıncaya kadar gerek senaryo yazarlığında gerekse yönetmenliğinizde ne gibi değişimler ve dönüşümler olmuştur?

Sinemaya 1986’da senaryo yazarı olarak başladım ve hep kendi senaryolarımı kendim çekmeyi hayal ettim. Ama yönetmenliğe ancak 1996’da reklam çekerek başlayabildim. 2001’de de ilk uzun metrajım 9’u yönettim. Elbette teknik ve profesyonel açıdan değişimler yaşamışımdır. Ama birçok işim arasında bağlar olduğunu görmek mümkün. Bazı işleri dışarıdan gelen siparişlerle ya da ticari zorunlulukla da yazdığımı ve biraz dağıldığımı söyleyebilirim ama Teyzem, Hayallerim Aşkım ve Sen, 9, Ara, Nar, Sofra Sırları ve en son Aşk, Büyü vs filmlerimi “içimden gelen sese” uyarak yazdım. Bunların arasında tematik, üslupsal birçok bağ kurulabilir.

  • İllaki sizi izleyen ve beğenenlerden olumlu ya da olumsuz dönüşler alıyorsunuzdur. Bunları göz önüne aldığınızda Ümit Ünal seyircisinin size göre sizde anlamadığı ya da çözemediği noktalar var mı? Ya şu filmde aslında şunu vurgulamaya çalıştım ama göz ardı edildi dediğiniz noktalar oluyor mu?

Filmlerim kısa vadede ticari başarı yakalamadı. Ama uzun vadede çoğu kalabalıklarca da izlendi, sevildi. Gişe başarısı da açıkçası filmden çok yapımcı ve dağıtımcının gücüyle ilgili bir şey, güçlü yapımcıların elinde nice berbat film gişe yapabiliyor. Ama asıl başarı zamana yayılan, kalıcı bir başarı. Teyzem gişede çok başarılı olmamıştı. İki eleştirmen dışında tüm eleştirmenler de yerin dibine batırmıştı. Ama yıllar içinde çok sevilen bir “kült film” haline geldi. 9 ve Ara’nın şanssızlığı DVD çıkaramamış oldu. O yüzden bir parça zor bulunuyorlar. Ama hiç bir filmimin yanlış anlaşıldığını ya da anlaşılmadığını düşünmüyorum. Seyirciyle tam istediğim diyalogu kurabildim. Bu sadece geniş seyirci kitlesi açısından biraz zamana yayıldı, hemen olmadı. Eksiklik hissettiğim tek şey yurt dışında benzer bir etki yaratamamış olmak, filmlerim büyük yurt dışı festivallerde varlık göstermedi (henüz), buna üzülüyorum. Ama sebeplerini de biliyorum, biraz kendim ettim kendim buldum denebilir. 🙂

  • Bir film yazarken ya da yönetirken belli kalıplarınız var mı? Zaman zaman kendinizi sınırlandırdığınızı ya da kendinize oto – sansür uyguladığınızı hissettiğiniz oluyor mu? Bununla ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Türkiye’de film yapıp da “oto-sansür uygulamıyorum” diyen bir yönetmen varsa bence yalan söylüyordur ya da ufku sahiden daracıktır. Elbette aklıma gelen birçok şeyi elediğim, filmlerde yer veremediğim oluyor. Cinsel, politik, dinsel vb birçok konuda (eğer kapınızın önünde, iyi ihtimalle dizinizden vurulmak istemiyorsanız) elbette dikkatli olmanız lazım. Orman kanunlarının geçerli olduğu bir yerdeyiz. Yine de birçok yönetmene göre cesur sözler edebildiğimi düşünüyorum.

  • Bizler sizi daha çok sinemacı olarak biliyoruz. Ancak yazdığınız öykü kitapları ve romanlar da var. Yazarlığınız sizce sinemaya göre daha arka planda kaldı mı? Bunun sebebi sizce ne olabilir?

Herhangi bir işte başarılı olmak istiyorsanız tüm enerjinizle ona yoğunlaşmanız, tüm vaktinizi ona harcamanız gerekli. Ama sadece masa başını kast etmiyorum. Masa başında geçirdiğiniz vakit işin ufak bir kısmı. Asıl yaşarken, hayata hangi gözlükle baktığınız önemli. Yani bir yazar hayata başka bir gözle bakar, sinemacı bambaşka bir gözle… Yazar kelimelerle not alır, sinemacı görüntülerle. Ben yazmayı çok seviyorum, hayat boyu da yazdım ama kendimi hep, yazardan çok sinemacı olarak gördüm, görüyorum. Ben dünyayı önce görsel bir biçimde, görüntülerle algılıyorum, kişisel notlarımı da kafamın bir köşesine görsel notlar olarak alıyorum. Bunlar zamanla filme, resme ya da yazılı bir hikâyeye dönüşüyor.

  • Daha iyi bir sinemacı olmak adına kendinizi geliştirmek adına neler yaparsınız ya da yaptınız? Bunu genç sinemacı adayları için soruyorum. Bu alana ilgi duyanlara genel olarak ne gibi önerilerde bulunursunuz?

Öncelikle bir sinemacının kendisini sadece sinemayla sınırlamaması ve edebiyatla, resimle, tiyatroyla derinlemesine ilgilenmesi gerek. İlla ki o alanlarda da üretim vermesi gerek demiyorum ama o alanlarda da çok iyi bir izleyici, okuyucu, çözümleyici olabilmeli. Merak en önemli şey. Bir sinemacı (genel anlamda bir sanatçı) her şeyi merak etmeli ve öğrenmeye çalışmalı. Tarih, coğrafya, felsefe, her alanda okuyacaklarınız işinize doğrudan katkı yapmasa da sizi çok zenginleştirecek. Bir de sanatçı Türkçe’yle sınırlanmamalı. En azından bir yabancı dili akıcı konuşup, duyduğunu okuduğunu iyi anlayacak kadar öğrenmeli.

  • İlk yazdığınız film Teyzem, Halit Refiğ tarafından çekildi. Bu sizin için büyük bir onur ve büyük bir heyecan olmuştur. Hafızanızda o günlere ait neler kaldı? İlklerin tadı hep başka oluyor. Aynı heyecanı daha sonra da yaşayabildiniz mi?

Her filme başlarken 21 yaşımda, Teyzem setinin ilk günüymüş gibi heyecanlanıyorum, bu hiç geçmedi. Teyzem’in hazırlık ve çekimiyle geçen 1986 baharı ve yazı hayatımın en güzel zamanlarından biriydi. Yeşilçam’ın tam bitiş dönemine yetiştim. Yeşilçam’ın en saygın ustalarıyla Halit Refiğ’le, Atıf Yılmaz’la, Ertem Eğilmez’le tanışabildiğim ve çalışabildiğim için kendimi çok çok şanslı sayıyorum. Onları ustalarım addediyorum. Sonradan yaptığım, kendi filmlerim onların filmlerinden çok farklı ama bu üç isimden sinemaya dair, yönetmenliğe dair, hatta genel anlamda hayata dair çok şey öğrendim.

  • Sofra Sırları’nda karşımıza çıkan Neslihan karakteri erkek egemen dünyası içinde hapsolmuş, sınırsız bir özgürlükle her istediğini yapan bir kocanın hükümdarlığı altında robotlaşan bir ev hanımı olarak bizi karşılıyor. Sofra Sırları ile erkek egemen dünyasına bir tepki mi ya da dört duvar arasına sıkışan kadınların dertlerini mi dile getirmeye çalıştınız? Siz, Neslihan karakteri aracılığıyla bizlere tam olarak ne gibi mesajlar vermek istediniz?

Sofra Sırları’nda Neslihan baskı altında hayatta kalabilmek için kendine yalancı bir dünya kurmuş, hayal âleminde yaşayan bir kadın. Bir gün bu dünya tuzla buz oluyor, bir anda kendini gerçekle yüzleşmek zorunda buluyor. Elbette hayat boyu tanıdığım insanların, baskı altında yaşanan ilişkilerin payı vardır bu hikâyeyi hayal etmemde. Ama hikâyenin ana teması ikiyüzlülük ve açgözlülük. İzole bir hayat yaşadığı için bir şekilde temiz kalmayı başarmış bir insan, bir anda çevresinde yaşanan ikiyüzlülüğü ve herkesin ne kadar açgözlü olduğunu görüyor. Neslihan dışında herkes korkunç açgözlü filmde ve asıl bu yüzden cezalandırılıyorlar.

  • Ümit Ünal’ın hayatını değiştiren beş film şeklinde bir liste yapsaydık, bu beş film hangileri olurdu?

Yüzücü, The Incident, Amarcord, Fanny ve Alexander, Yolcu. 70’lerin sonu 80’lerin başında çocuk denebilecek yaşlarda TV’den ya da kaçak videolardan izlediğim bu filmler bende sinemanın sadece eğlencelik olmadığı, şiir ya da roman gibi “ciddi” sanat olduğu duygusunu ilk uyandıran filmlerdi. Ama sonrasında da izlediğim ve “hayatımı değiştiren” birçok başka film var. Hangi birini saysam?

  • Ümit Ünal’ın En beğendiği, özgün bulduğu beş yönetmen diye bir liste yapsaydık bu yönetmenler kimler olurdu?

Bergman, Fellini, Antonioni, Bunuel, Cuaron.

  • Sinema sektörü aslında sanat sektörü bir kişinin kendini var etmesi adına oldukça zor bir alan. Hiç yeter ya yoruldum bu var olma mücadelesinden dediğiniz oluyor mu? Bu iş artık burada bitti dediğiniz an ya da anlar?

1986’dan beri sinemadayım. Bir dönem, 1980’lerin sonunda sinema çökmüştü ben de hayatta kalabilmek için reklam dünyasına misafir olmuştum. Ama reklam yaparken bile senaryolar yazmayı, sinema düşünmeyi bırakmadım. Zaten yazmayı, sinemayı vb bırakacağını söyleyen insanlara inanamıyorum. Bırakabilsem gerçekten çok zorlandığım, parasız ve yalnız kaldığım günlerde bırakırdım. Ama bu ölmeden, isteyerek bırakılabilecek bir iş değil.

  • Son olarak Teyzem filmini yeniden çekme talebiniz olduğunu biliyoruz. Bunun dışında gerek sinema gerek edebiyat alanında ne gibi çalışmalarınız var, bizleri Ümit Ünal’la ilgili neler bekliyor?

Teyzem’in hikâyesi benim kendi hayatımdan esinlenmişti. Mevcut haliyle film, Halit Refiğ ve Müjde Ar’ın olağanüstü yorumlarıyla başarılı bir iş. Ama benim ilk hayalimden çok farklı bir film. Ayrıca da maalesef dönemin prodüksiyon koşulları sebebiyle, yer yer çok rahatsız edici yapım hataları var. Kendimi, gerçek teyzeme, aileme ve 20’li yaşlarımdaki kendime borçlu hissediyorum. O hikâyeyi, kendi hayalimdeki gibi, daha iyi yapım koşullarında çekmeyi hep istiyorum. Bu bir “remake” olmayacak, hayatımızın o döneminin yeni bir yorumu olacak. Adı bile farklı olacak. Ama ufak bütçeli bir iş değil, ülke ve dünya ekonomisinin dev bir darboğaza girdiği bu günlerde o boyutta bir filmi yapmaya kalkışacak bir yapımcı bulmak şimdilik imkânsız. Sabır şart… Ama her zaman hayalim, bir gün mutlaka yapacağım. Onun dışında 2021 için yeni bir desen-resim sergisi hazırlıyorum. Bir çocuk kitabı yazdım ve çizdim, Doğan Yayınları’ndan çıkacak, onu bekliyorum. Tv için bir iki çalışma yaptık, yapımcı arkadaşlarım onları takip ediyor. Şu an İskoçya’da yaşıyorum. Bir yandan burada geçen bir hikâye yazıyorum, şu salgın koşulları düzeldikçe o filmin yapımı için imkânları zorlayacağım. Başarılı olur muyum, bakalım.

SORU HAZIRLAMA SÜRECİNDE KATKIDA BULUNAN ZEYNEP YILMAZ’A DA AYRICA TEŞEKKÜR EDERİM…

Etiketler

Sancar CAN

Hangi zamana hangi mekana ait olduğumu bilmiyorum. Zamansızlık ve mekansızlık ağırlaştırırken ruhumu bir o kadar da hafifletiyor beni. Kim olduğum, ne olduğum ve ne olacağım öylesine anlamsız ki bu ucu bucağı görünmeyen karmaşık, gürültülü dünya içinde. Bir ses, bir nefes, bir gürültü, sıradan bir günah abidesi... Bizden geriye kalan; her şey ya da hiçbir şey... Bir gün dokunulabilecek mi bu dizelere gözler, kulaklar... Yoksa hep bir yabancı olarak mı kalacağız?

Bir Cevap Yazın

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı