DENEMEEDEBİYATYAZARLARZEYNEP MUTLUAY

SON(suz)AN(LA)M(A)

Hayatın iyi olduğu, yaşanabilir olduğu sanrısına kapıldığımız anlar var ya işte onlardır bizi aldatan. Yaşama bağlılık dediğimiz ya da yaşama sevinci adı her neyse bir çıkmaz sokak… İnsanların konuşmaktan, üzerine yorum yapmaktan kaçındıkları rahatsız oldukları yegane konudur ‘ölüm’. Oysa doğmak kadar gerçek ve doğal bir süreç.

Yok sayınca yok olmayan gerçek. O kadar ürkütücü olmasına sebep bizizdir belki. Üzerine düşünmeyerek, görmezden gelerek, zoraki aklımıza sokulduğunda titrek bir içgüdüyle savuşturarak.

Hayatta her şeyi deneyimleyebiliriz. Bir profesör olabilirsin, Elon Musk bile olabirsin, çapkın bir Don Juan, çılgın bir Janis Joplin, hatta azılı bir katil, bir hırsız, çok zengin bir insan vs. Hayal ettiğin herkes olabilirsin ihtimaller teorisi içinde. Ama ölümünü deneyimleyemezsin. Tek bir kez yaşayıp orda duracak olan bir şeydir çünkü o.

Bu kadar bilinmez olması, son kelimesiyle eşanlamlı olması kayda değer bir korku yaratır. Buraya kadar normal. Lakin garip olan hatta çok çok garip olan hepimizin istisnasız bu sonu bir zaman diliminde yaşayacak olmamız ve buna rağmen bir şey yokmuşçasına yaşıyor olduğumuz.

Feylosofların bilindik cümlesi: “İnsan, öleceğinin farkında olarak yaşayan tek canlıdır.” Bu bir azap bence. Mesela bir keçi belki 3 belki 4 yıl yaşayacak ve farkında değil sadece belki içgüdüsel bıçak boğazına dayanmadan kısa bir süre önce durgunlaşır.

Bu yazıyı burada 2. sınıf bir sanat filmi bayağıyla bitirmek istiyorum. Çünkü hayat, genelde 3. kalite insanların 2. kalite yaşıyormuş gibi yaptıkları pek önemsiz ve matah olmayan bir şeydir. Ve acıdır ki bu cümleyi söyleme cesareti gösteren en fazla 2 kişi tanımışızdır hayatımızda. Aahhh, mutluluk bağımlıları ah! Cidden tedavi olmanız gerek.

Etiketler

Zeynep Mutluay

Dünya şarkılara sığacak kadar küçük, anlam aranmayacak kadar kısa belki de…

Bir Cevap Yazın

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı