DENEMEEDEBİYATGİRAYHAN AYDIN ATASAYANYAZARLAR

İZBE BİR CÜMLE GRUBU: KENDİ TOPUĞUMA SIKMAK

Güneş o gün Kopernik Devrimi’nin yıl dönümünü kutlar gibi onurluydu. Garip ki benim duygusal çöküntüm ile eş zamanlı olarak parıldıyordu şu meşhur gökyüzünde. Gökyüzü neden meşhur ki? Yani ne yaptı da bu kadar meşhur oldu, en ben diyecek şairlerin dizelerine kelime olacak kadar…

Lafı uzattığıma bakmayın, yine terk edildim. Üstelik gülüşünde çakıl taşları gizli olan kız tarafından. Toplamda dördüncü terk edişi ama acısı hala ilkmiş gibi. Her gelişinde gönlümü şenlendiriyor. Kendime diyorum, gidecek işte sokma gönlüne. Ama kendimle çelişiyorum bu konuda. Her satır başımı onun isminin baş harfiyle açıyorum, yüklemimi onun isminin son harfiyle başlayan bir kelimeden seçiyorum.

“Ben galiba senin kullanmadığın sözcükleri pek sevmiyorum.” Saian Sakulta Salkım dinliyorum da arkada, kusura bakmayın.

Hep mağlup olacağım oyunların içinde boğuluyorum sayın okuyucu. Bilerek yeniliyordum zaten gülüşünde çakıl taşları gizli olan kıza. Oyunlarına aldanıyor, bana ilgi gösterdiğini zannediyordum. Ve vakit ne zaman gece yarısını geçse, genç papatyaların ona hizmet ettiğini düşünüyordum. Ne zaman vakit gece yarısını geçse, bir mektup hayal ediyordum. Ne zaman vakit gece yarısını geçse, Galatasaray şampiyon olmuş gibi heyecanlanıyordum.

Bir şiir yazmıştım ona, hiç okumadı. Bir mektup yollamıştım. Evine hiç ulaşmamış. Dört farklı zamanda muhabbet edip bundan büyük keyif alarak, ne kadar kalırsa hayatımda, o kaldığı zamanı güzel geçirmek amacım oldu. Sorgulamak yok. Neden gittin, neden geldin? Gereksiz sorulardı bunlar. Çünkü onunla geçirdiğim zaman ve yaptığımız muhabbetler o kadar güzeldi ki bu gereksiz sorular zaman kaybı olurdu. Zaten vaktimiz az, her an gidebilir.

O kötü bir insan değil, ben hiçbir şeyin farkında olmayan bir aptal değilim. Ben sadece her şeyi abartıyorum, romantiğim ve özgün değilim.

Bir derdi vardı elbet. Pek çok sorunu arasından bir tanesi gerçek derdiydi. Hayatın sonu gelmez sıradanlığı içinde kavrulurdu. Sıradan düşüncelerden, kalıp cümlelerden, klişelerden, duygusallık barındıran her şeyden iğrenirdi. Ne sınırları hayali olarak kurgulanmış vatan, ne bu dünya, ne de galaksi… Hiçbir yer evi değildi ve hiçbir yer onun değildi. Ama son mesajında tüm bu düşüncelerinden kurtulabilmesi için ilk başta beni hayatından çıkartması gerektiğini yazdı. Kişisel devrim fikrimden bahsetmiştim yıllar önce ona.

Mevzu şu; üniversite yıllarımın bir döneminde kütüphaneye kapanmıştım. O dönem alfabetik sırayla tüm duvarları okumak amacımdı. Bir yerde Bakunin ile tanıştım. Hepsini okumuştum. Platon, Maciveli, Tao, Mantesque. Ancak Bakunin bana bir şeyi öğretmişti. Bu benim aşırı yorumum olabilir ama yine de söyleyeceğim. Kişi önce kendi devrimini gerçekleştirmeli. İçsel devrimi… Sonra yığının devrimini düşünebilir. Buna da kişisel devrim adını demiştim.

Kişisel devrimini beni hayatından çıkartması olarak kurguladı bu sefer. Yine kendi düşüncelerim elimde patladı işin açıkçası. Ben ise elimde bir avuç söylenmemiş kelime ile çakılı kaldım bu yeryüzünde. Ne kişisel devrimimi yaşayabildim ne de onu.

Yani “1948 ruhani başıboşlar güzelini.” Sallinger’in Dokuz Öykü’sünü okuyordum da arkada, kusura bakmayın.

Ne zaman gidecek diye beklediğim muhabbetlere kaptırdım kendimi. Saatler süren, hiç sıkılmadığım, birinin hayatını kurtarmışım ya da intihar etmişim gibi hissettiğim muhabbetler. Zaten gülüşünde çakıl taşları gizli olan kızı unutamamak değildi bu her dönüşünde gülümsememin sebebi, muhabbetlerdi. Beni bu anlamsız ilişkide tutan ne onun güzelliğiydi ne de kurtulamadığım bir aşk masalıydı.

Şimdi aklımda pek çok soru var. Ama hiçbiri önemli değil. Tanıyorum onu en az iki sene yok… İki sene geçince ne olur, yazdığında evlenmiş mi olurum, ölmüş mü olurum bilemiyorum. Ama şimdi vakit gece yarısını geçerken tek düşündüğüm sabahın nasıl olacağıdır. Bir şekilde sabah olsun da, gerisi muhakkak gelir. O iki sene geçer.

Etiketler

Girayhan Aydın Atasayan

Hayatım boyunca birinin bana en sevdiğin üç yönetmen sorusunu sormasını bekledim. Beş dakika sürecek bir cevap bile hazırladım kafamda ama kimse sormadı bu soruyu. Hayatım boyunca birilerinin bana birçok soruyu sormasını bekledim, ama kimse sormadı. En sevdiğin üç kitap, en sevdiğin üç dergi, en sevdiğin üç şair, yazar, şarkı... Şimdi birilerinin içinden neden üç diye sorduğunu hissediyorum. Doğru soru bu değil ki…

Bir Cevap Yazın

İlgili Makaleler

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı