SANCAR CANSİNEMAYAZARLAR

SOFRA SIRLARI ÜZERİNE: “DOYMAK BİLMEYEN ERKEKLİK UZVU!”

Kadın ve erkek cinsiyetleri üzerine genel bakış açısı oldukça akıl dışıdır bence. Akıl dışı olmakla birlikte vicdani olarak da sorgulanmaya değerdir diye düşünüyorum. Ayrıca kadın ve erkek cinsiyetleri ne yazık ki bir kimlik kazanmayı başaramamış iki uzvu temsil etmekten öte bir şey değildir. Aynı şekilde kadın ve erkek üzerine yapılan tüm genellemeler, kadına yapılan bir hakaret, aşağılama ve küçümsemeden öte bir yere ulaşmıyor. Bunu ne aklım ne de vicdanım kabul ediyor. Ümit Ünal’ın yazdığı ve yönettiği Sofra Sırları, en çok da beni polisiye, mizahi örgüsünden çok kadın – erkek ilişkisi üzerine düşündürttü. Ya düşünüyorum da son derece ilahi bir güç olarak tasavvur edilen Tanrı, nasıl olur her şeyi sizin basit düşüncelerinize göre yaratmış olabilir. Ve hangi akıllı insanoğlu, bu ilahi gücün sonsuzluğuna inanıp da basit düşüncelerinde ayak diremeye devam eder? Kadın ve erkek basit iki cinsiyet nasıl olur?

Genel perspektife bakacak olursak yaşam, kadın ve erkek olmak üzere iki cinsiyet üzerine temellendirilir. Kadının yaradılışı ile erkeğin yaradılışı aynı değildir. Her iki cinsiyetin kendine özgü özellikleri olduğu gibi bakış açıları da birbirinden farklıdır. Bir kadın; kendi duyuş, düşünüş, anlayış ve zevkine göre hareket eder ve genelde kendisini kadın kimliğinden soyutlayamaz. Bu durumlar, onu erkeğin dünyasından farklı kılmaya yeterlidir. Geçmişten günümüze gelinceye kadar başat gücün erkeklerin elinde olduğu aşikârdır. Birçok alanda kadınların önüne duvarlar örülür. İstisnaları olsa da bir ülkenin yönetiminde erkekler söz sahibidir. Hayata yön veren,  hayatı devam ettiren erkeklerdir.

Bir cinsiyet olarak kadın, erkek egemenliği altında her daim baskı altında kalmış, toplum tarafından erkeğin kuklası olarak görülmüştür. Bu yadsınamaz bir gerçektir. Özgürlüğünü elinde tutan kadınlar için dahi bir bakıma bu böyledir. Kadın, bir öteki cinsiyettir. Özellikle geri kalmış ülkelerde bunu daha net görebilmekteyiz. Genel olarak hal böyleyken günümüz dünyasında cinsiyet diye bir şey mevcut mudur artık? Kadınların yaptığı işleri erkekler, erkeklerin yaptığı işleri kadınlar yapar olmamış mıdır? (Belli başlı fiziksel durumlar hariç) Erkeklerin kadınlardan fiziksel güç dışında hangi açıdan daha farklı güçleri vardır ki? Ancak toplumumuz ne yazık ki kadını hiçbir açıdan güçlü görmemekte ki – kadınların büyük bir çoğunluğu da böyle düşünmekte – kadına erkeğe muhtaç bir rol biçmektedir. Sofra Sırları, kadın erkek ilişkisini sorgularken sıkıcı ve sıradan hayatlarımızı da eleştirmeye çalışır.

Sofra Sırları’nda “Neslihan” (Demet Evgar) karakteri daha çok ev içine hapsolmuş, erkek egemenliği altında robotlaşmış kadını temsil etmektedir. Kocası tarafından öylesine ev içine kıstırılmıştır ki bu durumu artık normal bir durum olarak kanıksamış, adeta aptal bir varlığa dönüşmüştür. Ümit Ünal, Neslihan karakteriyle günümüz ev kadınlarının trajik halini gözler önüne sererken erkeğin kadına karşıt ne denli özgür bir hayat yaşadığının da altını çizer. Ve erkek, bu özgürlüğü kaldıramaz günahlar içinde yüzer. Adeta özgürlük tarafından yutulur gibidir. Ethem (Fatih Al) ve arkadaşları varlıklarıyla bunu çok iyi örneklemektedir.

Kadın köle, erkek efendidir. Erkeği efendi yapan çalışıp eve para getirmesi, evin çarkının erkek sayesinde dönüyor oluşu mu? Yoksa kadından fazla erkeklik uzvuna sahip oluşu mu ya da kadın karşısında var olan fiziksel üstünlük mü? Ne yazık ki erkeği üstün güç yapan her ne sebepse artık kadın tarafından da kabullen(dir)ilmiş değil midir erkeğin Tanrı olması?

Toplum hayatında kadın ve erkekleri kıyaslayınca toplum, erkeğe her istediğini yapma özgürlüğünü verirken kadına da erkeğini memnun etmek için her türlü şeyi yapma özgürlüğünü vererek oldukça trajik bir gerçeğe de imzasını atmıştır. Aslında erkeği efendi kadını köle yapan toplumumuz değil midir? Peki, bu anlayış nasıl vücut buldu, kadınların hiç mi kabahati yok? Neslihan güzel bir kadınken Ethem neden başka bir kadını arar? Bunda Ethem kadar Neslihan’ın bakımsız, Ethem’in de dile getirdiği gibi Neslihan’ın sümsük birine dönüşmesinin etkisi yok mudur? Neslihan, hakikaten güzelken kendini sadece kocasının midesini ve ara ara cinsel arzularını doyurmaya çalışan bir kadından başka ne yapmaktadır? Ancak göz ardı edilmemesi gereken nokta Neslihan’ı o hale getiren Ethem’in kendisidir. Ethem’in doyumsuz iştahıdır. Filmdeki çoğu erkek doyumsuz bir uzuvdan başka bir varlık değildir.

Erkek, kendisini heyecanlandıran daha doğru bir ifade ile ona cinsel anlamda heyecan veren kadını aramakta. Evli oluşu onu hiçbir şekilde kısıtlamamakta. Bu nokta da Nuran (Elif Andaç Çam) karakteri oldukça önemli. Nuran, Neslihan’ın aksine daha bakımlı ve kendine özenen biri. Erkeklerin onun peşinde koşmasına sebep aslında dişiliğini ön plana çıkarması, erkeklerin ağzının suyunu akıtan cinsel obje olarak var olması mı? Yoksa dişi bir bekâr olması yeterli mi? Peki, Nuran cinsel bir obje olarak görülmeyi istemekte mi? Tabi ki hayır. Bekâr, güzel ve yalnız bir kadın olması erkekler tarafından doğal olarak cinsel obje rolünü uyandırmakta.  Ne yazık ki toplumumuzda böylesine çirkin bir anlayış hüküm sürmekte. Nuran, gibi nice kadınlar da toplumumuzda yok mu? Nuran da erkeklerin dünyasında geçici zevkler için harcanan bir başka kadın. Hakikaten biz erkekler bu kadar aşağılık varlıklar mıyız? Maalesef, çoğunluğumuz öyle. Ne uzuvmuş be arkadaş şu erkeklik uzvu? Doymak bilmiyor.

Aslında Sofra Sırları, erkek tarafından aptallaştıran ev hanımlarını karşımıza çıkarırken adeta özünde aptallık olan erkeği de karşımıza çıkarır. Özünde zaten aptal olan geçici zevklerle donatılmış erkek, aynı kendi gibi kadını da aptal hale getirir. Erkeklerin çoğunluğunun zeki kadınlara tahammül edemeyişi kendi aptallığının fark edilmesi ve ortaya çıkarılmasıdır. Karşısında aptal bir birey isteyen erkek, kadının aptallığıyla kendi egosunu tatmin eder, zeki bir kadın karşısında ise ezik bir varlık durumuna düşmek istemez. Hemcinsleri onu zayıf taraflarını, örtbas ettiği günahlarını bilebilir, ama kadın bilemez.

Neslihan’ın dört dörtlük yerine getirdiği ev hanımlığının kocası tarafından takdir görmesini beklemekten başka bir isteği yoktu. Ethem, onu sıradan bir ev hanıma dönüştürmüş, robotlaştırmıştı. Sonra robotlaştırdığı bu kadını beğenmeyip sıkılmaya başlamıştı. Ethem’in ölümünden sonra hayatına giren çiçekçi gençten (Fırat Altunmeşe) bile istediği sadece ev hanımlığı yapabileceği bir erkek. Ancak bu gencin de Ethem gibi olduğunu görünce soğukkanlılıkla onu harcayabildi. Çünkü Neslihan tastamam robotlaşmış, duyguları alınmış içimizdeki ev hanımlarından başka biri değildi. Güzelliği ev hanımlığı karşısında gölgede kalmıştı.

Neslihan’ın her türlü fedakârlığına karşın Ethem’in onu bir hiç yerine koyması ve boşanmak isteyerek onu hayatından bir çırpıda atması Neslihan’ı bir intikam kılıcına dönüştürmesine yol açar ve artık eşiğin son noktası, kadının erkeğin istediği varlığa dönüşmeyeceği şeklinde yorumlanabilir. Ancak kadın, kendini bu hale getirmeden gerekenleri yapması gerekmez miydi? Burada Neslihan’a düşen görev, kendi karakterinden taviz veren bir varlığa evrilmeden kendini önemseyen hayatının merkezine kocasını değil kendini koyan bir ev hanımı olmayı becerebilmesiydi.

Ne yazık ki toplumumuzda Neslihan gibi birçok ev hanımı mevcut ve hepsi de erkekten başka bir dünya tanımamakta ve bilmemektedir. Birçok ev hanımı fedakârlıkla dolu bir hayatı yaşarken küçücük bir alana mahkûm edilmekte ve erkek karşısında kör ve dilsiz bir canlıya dönüşmekte ya da dönüştürülmekte. Erkek de bundan neden şikâyetçi olsun ki? Nihayetinde birçok kadın Neslihan gibi susa susa taşa dönüşmekte ve en sonunda canına tak ederek Neslihan gibi durumlara şahit olmakta zavallı hayatıyla.

Bir kadın, erkeğe ihtiyaç duymadan yaşayamaz mı ya da bir erkek bir kadın olmadan hayatını devam ettiremez mi? Toplumumuza göre yaşayamaz, yaşayamadığı için kimse yalnız kalmamalı ya da yalnız olmamalıdır. Ancak bu anlayış bizleri daha çok zehirlemektedir. Yalnız bir kadın görüldü mü ya bu kadın o yolun yolcusu diye kendini bilmez erkeklerin göz hapsine tutulmuyor mu ya da kirli hevesler için erkeklerin ağızlarını sulandırmıyor mu? Ya da yalnız bir erkek görüldü mü onunla ilgili farklı algılar, farklı düşünceler insanların zihninde dolaşmıyor mu? Hal böyle olunca bir yığın rol kesen insan topluluğu değil mi toplumumuz? Toplum tarafından kabul edilmek adına insanlar istemedikleri hayatlara tutsak edilmiyor mu?

Sofra Sırları adeta Neslihan gibi bireylere Neslihan gibi olmadan kendilerine özen göstermesi gerektiği, erkeğin elinde kukla olmamayı ve kendi hayatına ve hayallerine sahip çıkması gerektiğini öğütlemekte. Neslihan, kendine yabancılaşmış olsa da kendine biçilen rolü dört dörtlük yerine getirse de tatmin olamayan erkek güruhunu ne de güzel anlatmış ne de güzel ev hanımlarının çektiği çileyi gözler önüne sermiş. İzlemeniz tavsiye olunur.

Bu yazıyla ilgili görüşlerinizi yorum olarak yazabilir ve bu yazıyı beğendiyseniz paylaşarak daha fazla kişinin yararlanmasını sağlayabilirsiniz. 🙂

SİNEMANIN KLASİKLERİ

Etiketler

Sancar CAN

Hangi zamana hangi mekana ait olduğumu bilmiyorum. Zamansızlık ve mekansızlık ağırlaştırırken ruhumu bir o kadar da hafifletiyor beni. Kim olduğum, ne olduğum ve ne olacağım öylesine anlamsız ki bu ucu bucağı görünmeyen karmaşık, gürültülü dünya içinde. Bir ses, bir nefes, bir gürültü, sıradan bir günah abidesi... Bizden geriye kalan; her şey ya da hiçbir şey... Bir gün dokunulabilecek mi bu dizelere gözler, kulaklar... Yoksa hep bir yabancı olarak mı kalacağız?

Bir Cevap Yazın

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı