EDEBİYATHÜSEYİN İLHANİNCELEMEYAZARLAR

YUSUF ATILGAN’IN “ÇIKILMAYAN” ÖYKÜSÜNDE MEKÂN VE TEMA

Yusuf Atılgan’nın “Çıkılmayan” Öyküsünde Mekân ve Tema(Bodur Minareden Öte/Kentten)

’Her şey önceden bilinmektedir, bu dünyadan hiçbir şey umulmamaktadır.’’ Michelet


Öykü için edebi ve tarihsel bilgi:

Yusuf Atılgan, Çıkılmayan öyküsüne yukarıda alıntıladığım epigrafla giriş yapıyor. Epigraf Fransız Tarihçi Jules Michelet’in Rönesans adlı kitabından alınmakta. Cümle insanın, toplumun içinden çıkılmayacak bir umutsuzluğa gömüldüğünü anlatmaktadır. Belki kadercilik, belki insanların makineleşmesi bilinciyle. Ama Yusuf Atılgan’ın edebi anlayışı, eserleri, yaşamı ele alınarak bakılırsa  böyle bir epigraf ile öyküye başlaması sebebine; umutsuzluk ve toplum dışında kalan birey temaları işlemesinden dolayı makineleşme, yönlendirilme bilinciyle bu epigrafı öykü başına koyması açıklanabilir sebep sorusuna. Epigraf bize sıkıntılı bir öykünün başlayacağını ve dolayısı ile bu sıkıntılı öykünün boğucu mekanlarda geçeceğini de haber veriyor.

Öyküde geçen olayın kaynağı ise Türkiye Cumhuriyeti’nde gerçekleşen ve  6-7 Ekim Olayları adıyla bilinen  toplumsal/siyasal olaylardır. 6-7 Ekim Olayları bir gazeteden çıkan asılsız haber ile toplumun ayaklanıp çoğunluğu Rumlara ve sonrasında Ermenilere ait olan ticari, özel mülkiyetlere karşı yağmaların yapıldığı olaylardır. Daha sonrasında Türkiye Cumhuriyeti içerisinde gerçekleşen mahkemeler sonucu bu olaylar gün yüzüne çıkarılmıştır.

Yusuf Atılgan’ın bu tarihi olaya tanık olması, onu öykünün yazarı olarak Çıkılmayan’a bu tarihi olaydaki yağma atmosferini dahil etmesine iter. Yusuf Atılgan toplumu, toplumun değişimini ve ekonomik çıkarlarını; bireylerin gün geçtikçe umutsuz ve şiddetçi bir kişilik halleri almalarını bu tarihi olayın farkındalığı ile öyküye dahil etmektedir. Yusuf Atılgan gerek öykülerinde gerek romanlarında gerçeğin kurgusunu karakterin iç dünyasıyla okuyucuya aktarmaktadır. 

Çıkılmayan’da Mekân ve Tema:
Öykü, memur bir karakterin bir günde yaşadığı olay ve durum çatışmalarını önümüze seriyor.  Karakterin bir dükkânın içersinde para tomarını avuçlayarak dışarıdan gelen uyarı sesiyle dükkânın, kapıdan görünmeyen köşesine eğilmesiyle başlıyor öykü. Atmosfer, yazar tarafından, kalabalık bir grubun ticari mülklerin olduğu bir bölgede yağmalama eylemini gerçekleştirmesini oluşturmasıyla başlatılıyor. Karakter içinde bulunmak istemediği yaşamdan kurtulmak için kalabalığa katılır ve bir dükkândaki yağmadan kalan para tomarına yönelir. Dükkân, yağmadan kalma bir  mekâna dönüşmüştür. Dışarıdan gelen uyarıcı ses ile içerideki kalabalık dağılmış kendisi dükkânda yalnız kalmıştır. Caddeden gelen ışıklar ile dükkânda açığa çıkan boydan boya yırtılmış kumaşlar, gömlekler, çoraplar; parçalanmış ayakkabılar; kırılmış camlar, saatler, oyuncaklar açığa çıkmaktadır. Bu dekorlar, yağma görüntüsünü daha kuvvetli oluşturmakta. Yağmacısını içine aldığı için de korku, heyecan durumları ve hareketli anlar ile doludur bu dükkân yani iç mekân.

Karakter içinde olmak istemediği ama birdenbire kendini içine düşmüş bulduğu anı, olayı, durumu kendisini kaybolmuş bir kentin içinde sanması ile benzettiği olayda  içinde kaybolunmuş bir kent; korku, heyecan ve bilinmeyen dolu bir dış mekân olarak karşımıza çıkmakta.

Karakterin polise görünmemek için köşesinde gizlendiği dükkan yani iç mekân; kırılan şişelerden yayılan ağır, bunaltıcı, boyalı şişman kadın benzetmeli kokuları yayması ile içinde bulundurduğu karakteri rahatsız etmekte. Karakterin diz, diş ağrısı; bir polisin kapı önünde kalabalığa seslenmesi ve daha sonra dükkânın kapısını aralayıp içeri girmeden fener gezdirmesi mekânı daha hareketli ve heyecanlı bir yere getiriyor. Mekân bir polis tarafından fener ile aydınlatılmasını bekleyecek derecede karanlıktır. Caddeden gelen ışık caddenin hareketli olmasından dolayı azalmaktadır. Yerde bir gazete vardır, ismi ortadan yırtıktır. Fener, gazetenin üzerinde dolanmaktadır. Karakter korkar ve polisin merak edip gazeteye yöneleceği düşüncesiyle endişelenir ve polis yağmalanmış mekâna girmeden geri gider. Öykünün bu bölümünde geçen dükkân, mekân olarak olay, karakter ve durum çatışmasına çok başarılı bir şekilde hizmet etmiştir.

Karakter iç mekândan yani yağmalanmış dükkândan çıkar ve dış mekâna yani caddeye açılır. Cadde yağmacılar ile doludur. Karakter suçluluk bilinci ile polise yakalanmak korkusunun verdiği hız ile kalabalıktan sıyrılmak için boş sokaklara hareket etmekte. Öyküde geçen bu dış mekân yağmacıların koşuşturması ve karakterin korkuyla hızlı adımlarından dolayı hareketli, heyecanlı mekân atmosferini devam ettirmiştir.

Karakter kalabalığın bulunduğu dış mekânlardan kurtularak boş bir dış mekâna yani boş bir arsadaki duvar dibine ulaşmıştır ve orada dinlenerek midede oluşan acısını hissetmeye başlamıştır. Arsa sidik kokuyordur. Bu dış mekân boş bir yere ulaşmanın ve polisten kurtulmanın verdiği duygu ile sakin bir mekân olarak aynı zamanda vücudunda oluşan fiziksel acıları uyarıya geçiren sidik kokulu mekân olarak işlenmiştir.

Öykünün şu ana kadar geçen bölümlerinde iç ve dış mekânlar birbirleri ile iletişim halindedir.

Karakter evine ara sokaklardan geçerek geç ulaşmıştır. Caddelerden korkmuştur. Sokaklar eve ulaşmak için geçilen arka plan mekânları olarak pasif bir şekilde işlenmiştir. Eve ulaşıldığında yorgunluğun verdiği etki ile ışık hemen söndürülüp uykuya geçilmiştir. Ev de yorgunluktan dolayı dışarıdan gelince hemen uykuya geçilen pasif bir mekân olarak işlenmiştir.

Öykünün bir sonraki bölümünde geçen mekân ise iş yeridir öyküde daire, oda olarak geçmektedir. İş arkadaşları yağmanın sohbetini yaptığı için kalabalık bir mekân. Karakter kendisini ne yaptığı işe, ne bulunduğu mekâna, ne de iş arkadaşlıklarına ait hissediyordur.  Karakter masasında deftere bir şeyler yazıyor,  yağmadan elde edip evinde yatağın içine sakladığı para ile içinde olmak istemediği ortamdan kurtulacağını düşünüp zaman geçiriyor bu kapalı iç mekânda. Bu iç mekânda arkadaşları tarafından kendisine yağmaya dahil olup olmadığına dair sorular yöneltilir; karakter iş arkadaşları ile dolu iç mekâna bu korkulu cevaplarla iğreti olarak bakmaktadır. Sorular arttıkça karakter iş saatinin dolmasını beklemektedir. Odada geçen sohbetlerden birinde yağmacıların evinin basıldığı söylenmiştir. Karakter de korkarak evinin basılacağını düşünmeye başlamıştır ve şüphe uyandırmamak için iş saatinin dolmasıyla eve gitmeyi beklemektedir. Bu iç mekân karakterin kendisine yöneltilen sorular öncesi işten para sayesinde kurtulacağı düşüncesiyle rahat, dingin; soruların yöneltilmesiyle hareketli ve gergin bir mekân halini almıştır.

Öykünün ilerleyen kısımlarında karakter hızlıca bir dış mekândan yani caddeden geçerek  bir iç mekâna,  iş lokantasına varır. Arkadaşları ile şakalaşır yemek yer ve çıkar. Bu iki mekân karakterin bir an önce eve gitmesini düşlemekle geçer. Lokantadan çıkar. Geçtiği dış mekânda yani caddede bir manav vardır orada durup düşünür ve şüphe çekmemek için iş yerine geçmek için yola koyulur. Tekrar takip edildiği düşüncesiyle hızlanarak sokaklardan geçip iş yerine varır. Evin basılıp basılmadığını düşünerek sıkıntılı bir şekilde iç mekanda zaman geçirir. Tuvalete gider. Karakterin aklındaki düşüncelerden dolayı bu mekânlar hızlı ve pasif işlenmiştir.

Karakter iş yerinden çıkar. İçindeki kuşku giderek büyümüş ve onu esir almıştır. Hep hayâl ettiği yaşama ulaşmak için elde ettiği fırsattan artık kurtulmak istemektedir. Lâkin bunu bir suçluluk psikolojisi ile değil kendisinin artık bu kişilikten, kimlikten çıkamayacağı düşüncesiyle istemektedir. Birileri tarafından kendisine giydirilen bu  kişilik gömleğini çıkarıp atamayacağını söyleyerek sokaklardan yani dış mekânlardan hızlı bir şekilde eve gitmektedir. Evinin sokağına varıp evini gördüğünde her zamankinden başka şeyler ummuştur. Evinin önünün hareketli olacağını sanmıştır ama değildir Sokak her zamanki gibidir sakin ve normal. Evinin ışığı kapalıdır ve bu dışarıdan görünen iç mekân görüntüsü yalnızlığını hatırlatmaktadır.

Karakter iç mekâna yani evine girer ve ev bıraktığı gibidir. Yatacağı ve parayı bıraktığı yatak, odadaki tozlar, çamur parçaları her şey yerinde. Yalnız eve girerken kapıyı kilitlemiştir. Her an evinin basılacağı düşüncesindedir. Sigara yakar, masa önündeki koltuğa oturur. Mekânın ışığı açık ve bir bekleyiş vardır. Karakter kendisine kurgulanmış yaşamından çıkamayacağını söylenir, mekân gergin bir sessizlikle işlenmektedir. Karakter sigarayı söndürür, yaşamının değişmeyeceğini kabullenir ve paradan kurtulmanın yollarını düşünür. Bu yolları düşünürken mekan pencereye gelen ‘’tık’’ sesiyle hareketlenir. Karakter korkarak pencereye gittiğinde bir kelebeğin pencereye değdiğini görür sinirlenir, yumruk oluşturur ama vuramaz. Mekân sessiz gerginlikten hareketli gerginliğe sonra tekrardan sessiz gerginliğe dönüşür. Karakter delireceğini düşünerek kararlılık ve sinirle paraya yönelir ev diğer bir iç mekâna yani mutfağa geçer. Işığı yakar ocaktaki küllerin üstlerine yağlı paraları atar. Yağlı paralar aldığı andan beri karaktere tiksinti gelmektedir. Kibritini çıkarır ve ocaktaki dağılmış yağlı paralardan dişçi ve gömlek parasını cebine koyar zavallılığını hatırlayarak paraları yakar. İçindeki karartı tekrar ışır, çişinin geldiğini ve karnının acıktığını hissederek tekrar diğer iç mekâna yani odasına geçer. Ve dişçiye gideceği ile annesinin yemeklerini düşleyerek uykusuna dalar. İç mekân öykü boyunca hiç işlenmemiş ama hissettirilmiş eski dingin haline geri döner ve öykü sonlanır. Öykünün son bölümünde işlenen bu iç ve dış mekânlar; öykünün başındaki işleniş tekniği ile aynı şekilde işlenmiştir. Korku, heyecan ve bunlara bağlı olan hareket atmosferlerine hizmet etmiştir.

Suçluluğa bağlı heyecan, korku; bulunduğu konumdan ve tiplerden, karakterlerden kaynaklı iç sıkıntıları, istenilen yaşama ulaşma hayalleri; hayallere  ulaşmak için girişilen eylemlerden kaynaklı hareketli atmosfer; bütün bunların dahilinde hiçbir şeyin değişmeyeceği ve istenilmeyen kabullenilmişlik ya da kabullenilmiş gerçeklik duygusu, umutsuzluk temaları, durumları, olayları ve atmosferleri içerisinde geçirilen mekânlar ve mekânlara ait dekor, aksesuar, renk ve ses parçalarıyla beraber öyküye başarılı bir ortam katmıştır. Mekânlar ve ona ait olan parçalar yazarı olan Yusuf Atılgan tarafından bu şekilde işlenilmiştir.

Öyküde kullanılan epigrafı eklemem ve araştırmalarım dahilinde yorum katmam, mekân ve tema analizini yaparkenki ‘’istenilmeyen kabullenilmişlik ya da kabullenilmiş gerçeklik’’ tespitimi kuvvetlendirmek için amacı ile eklenmiştir ve eke yorum katılmıştır. Bu ‘’istenilmeyen kabullenilmişlik ya da kabullenilmiş gerçeklik’’  durumu elbette karakterin içerisinde hareket ettiği mekânı da hareketlendirmiştir. Bu yüzden ekleme ve yorum yapma, tespit yapma gereği duydum.

Yusuf Atılgan’ın Bodur Minareden Öte adlı öykü kitabında Kentten başlığı altında ele aldığı Çıkılmayan öyküsündeki mekân analizini ve mekân- tema ilişkisini bu şekilde işleyerek önünüze sunuyorum.

Keyifli okumalar…



KAYNAKÇA

  • ATILGAN, Yusuf (2018)  Bütün Öyküleri,İstanbul. 4. Baskı, 2018, Can Yayınları.
  • BACHELARD, Gaston (2017) Mekânın Poetikası, (Çev. Alp Tümertekin), İstanbul. 4. Baskı, 2017, İthaki Yayınları.
  • LEFEBVRE, Henrı (2016) Mekânın Üretimi, (Çev. Işık Ergüden), İstanbul. 2016, 4. Baskı, s. 7-8, Sel Yayınları.
  • MICHELET, JULES (1998) Rönesans, (Çev. Kazım Berker), İstanbul. 1998, 1. Baskı, Cumhuriyet Kitapları.
  • GÜVEN, Dilek (2017) Cumhuriyet Dönemi Azınlık Politikaları ve Stratejileri Bağlamında 6-7 Eylül Olayları,İstanbul. 2017, 7. Baskı, İletişim Yayınları.

KARAYA ÇALINMIŞ BİR ŞİİR

Etiketler

Bir Cevap Yazın

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı