EDEBİYATİNCELEMESANCAR CANYAZARLAR

DİDEM MADAK’IN ŞİİRLERİNDE GİZDÖKÜMCÜLÜK

KİTAP TAVSİYESİ

Günümüz şiirinin önemli kadın şairlerinden biri olan Didem Madak’ın şiirleri; mutsuzluk, yalnızlık, hüzünle var olan hayatının karamsar şiirleridir. Anne özlemi, çocukluk, yoksulluk, kadın sorunu gibi diğer izlekler de yine onun acılarının ürünüdür. Kimi zaman şiirlerinde anne özlemine dayanamayarak masallara sığınıp mutluluğu arayan bir çocuk, kimi zaman yoksullukla mücadele eden bir “bodrum katı güzeli”, kimi zaman da yalnızlığıyla kendini var eden aşksız bir seven/sevgili olan Didem Madak, yarattığı karakterler ve kaleme aldığı duygu ve olaylarla kendi hayatını şiirlerinde itiraf ederek itiraf şiiri olarak bilinen gizdökümcü şiirin örneklerini vermiştir.

20.yüzyılın ortalarından itibaren edebiyat dünyasının kimi çevrelerince benimsenen ve İngilizcede “confessionalist poetry” şeklinde ifade edilen gizdökümcü şiir anlayışı, özyaşamöyküsel ya da bir itiraf şiiridir. Nilgün Marmara, “Sylvia Plath’ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi” adlı eserinde “confessionalis poetry”ye karşılık olarak “gizdökümcü şiir” çevirisini tercih etse de “confessionalist poetry”nin edebiyatımızda “gizdökümcü şiir” çevirisinden çok “itirafçı şiir” karşılığı daha çok kullanılmaktadır.

Türkçe karşılığı “itiraf, günah çıkartma” olan “confession” kelimesinin bu karşılıkları olumsuzluk içerdiğinden ve “confessionalist poetry” daha genel bir anlam taşıdığından bu şiir anlayışına “gizdökümcü şiir” kullanımının daha doğru olacağı kanısındayız. “Gizdökümcü şiir”de şair, hayatının gizlerini ortaya döker. “Gizdökümcü” ismi de buradan yola çıkarak hayat bulur.

“İtirafçı şiir” ya da “gizdökümcü şiir” terimi, eleştirmen M. L. Rosenthal’ın 1959’da Robert Lowell’ın “Life Studiee” adlı çalışmasını incelemesiyle ortaya atılmıştır. Rosenthal, Robert Lowell’in bu eserini incelediğinde onun kendi acılarını, psikolojik bunalımlarını açık bir şekilde anlattığını görür. Robert Lowell’ı takip eden yıllarda bu anlayış hızlı bir şekilde yayılır. (Tüfekçi, 1999, s.23) Yusuf Eradam, Sylvia Plath’ın“kendi yaşantılarını şiir haline getirme serbestisini” (Eradam, 2015, s.44) 1956 yılında tanıştığı Robert Lowell’den öğrendiğini savunur. Eradam’a göre Plath, Lowell’dan ben’in şiirini içten ve birinci şahıs ağzından yazma yöntemini öğrenir ve gizdökümcülüğü bir akım haline getirir.

Nilgün Marmara gizdökümcü şiiri, “kendini aklama peşinde olan şairin yeraltına inmesidir” şeklinde tanımlar. Bu tanımın oldukça öznel olduğu aşikârdır. Marmara, aynı eserinde gizdökümcü şiirin temellerinin Emerson, Hawthrone, Melville gibi transandantalistlerle sembolist, sürrealist şairler tarafından atıldığını düşünür. (Marmara, 2014, s.7) Bu ekoller, gizdökümcülüğün vücut bulmasında ve yaygınlaşmasında insanın bilinçaltını açığa çıkarmasının etkili olduğunu savunur.

Robert Lowell (1917–1977), Anne Sexton (1928–1974), Sylvia Plath (1932–1963), Theodore Roethke (1908–1963) gibi Amerikalı şairler, bu akımın öncülerinden sayılır. Allen Ginsberg’in “Howl”, W. D. Snodgrass’ın “Heart’s Needle”, Anne Sexton’un “To Petlamand Part Way Back” ile “All My Pretty Ones”, “ Live or Die”, Theodore Roethke’nin “The Far Field”, John Berryman’ın “Dream Songs”, Sylvia Plath’ın “Ariel” şiirleri, itirafçı şiirlere örnek olarak verilebilir. (Tüfekçi, 1999, s.23) Ancak söz konusu akımın hem dünya edebiyatında hem de bizim edebiyatımızda çok fazla öne çıkmadığını belirtmek gerekir.

Kişinin kendi hayatını merkeze aldığı gizdökümcülükte şair; özel hayatına, benliğine, geçmiş yaşantılarına ve iç dünyasına yönelir. “Gizdökümcü şairler”, şiirlerinde kendi yaşamlarının detaylarını gözler önüne serdiklerinden, yaşadıkları olayların yerini ve zamanını aktardıklarından ve hatta ailesindeki kişilerin gerçek kimlikliklerini kullandıklarından itirafçı etiketiyle anılan bu şairlerin anlaşılması onların hayatlarını bilmeyi gerektirir. Bu şairler, çoğunlukla yalnızdırlar ve kendilerini mutsuz hissederler. İç dünyaları, düş gücü ve anıları en büyük dayanakları olur.“Gizdökümcü şair”lerde gerçek ile düş arasında gelgitler yaşandığı da gözlemlenir. Bu şairler, adeta gerçekten kaçıp düşlere sığınmaya çalışır. Düşlerin gerçek olduğuna inandıkları zamanlar da olur. Bu nedenle bu şairlerde daha çok gerçek hayata uyanma korkusu hâkim olduğu da söylenebilir. Çocukluk dönemine, masallara, tarihe ya da diğer soyut meselelere hatta kendi iç dünyalarına sığınma onlar için bir kaçış olur. Bu yönüyle gizdökümcü şiirin bir kaçış şiiri olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Didem Madak’ın şiirleri üzerine yapılan incelemeler, her ne kadar onun şiirlerinin feminist unsurlarını ön plana çıkarsa da onun şiirlerinde hayatının gizlerini ortaya döktüğü gizdökümcü unsurlar daha çoktur. “Mahallede Bomba Patlıyor” şiirindeki “Ne zaman gizlemeye niyetlensem kendimi/ İtirafın dibine vuruyordum” (Madak, 2015b, s. 70); “Kurbati” şiirinde sürekli dile getirdiği “Her şey şimdi itiraf edilmeli”(Madak, 2015a, s. 42); “Pollyanna’ya Son Mektup” şiirindeki “İtiraf etmek gerekirse / Domates-biber biçiminde tuzluklar aldım pazardan / Kalp şeklinde kül tablaları / Kalbimde söndürülmüş birkaç sigaradan kalan kül / Yetmezdi yeniden doğmaya. / Orhan Gencebay dinledim itiraf etmek gerekirse / Bedelini ödedim ama Pollyanna / İtiraf artık tedavülden kalkmış bir kâğıt para.”(Madak, 2016, s. 50) dizeleri Madak’ın itirafçı yönünü örneklemekle birlikte bu dizeler, Madak için itirafın ne denli basit ve sıradan bir hale dönüştüğünü ve sıradan hayatının vazgeçilmez bir parçası olduğunu da ortaya koymaktadır.

Gizdökümcü şiirin en önemli özelliği karşıtlıkların ön plana çıkarılması ve bir bütün olarak sunulmasıdır. Sylvia Plath’ın şiirlerinde özellikle yaşam – ölüm ikiliği bir bütün olarak aktarılır. Plath, ölümle kendisini yeniden doğuracağı inancındadır. “Küller, küller- / Karıştırıp duruyorsunuz. / Et, kemik, başka bir şey yok – / Bir kalıp sabun, / Bir nişan yüzüğü, / Bir diş dolgusu, altın. / Herr Tanrı, Herr İblis / Sakının/ Sakının. / Küllerin arasından / Kızıl saçlarımla dirilip doğruluyorum / Ve solurcasına insan yiyorum” (Plath, 2012, s.15) dizeleriyle örneklenen “Lady Lazarus” şiiri, Plath’ın yaşam ve ölüm ikiliğinin bütünlüğüne vurgu yaptığı en bilinen şiirlerindendir. Didem Madak’ın şiirlerinde mutluluk-mutsuzluk, hatırlama-unutma, aşk-aşksızlık, inanç-inançsızlık, eril-dişil dünya gibi hayatın karşıt yönleri önemli bir yer tutar. Bir röportajında geçen “Karşıtlar en büyük kavga içinde bir birlikteliği oluştururlar. Karşıtlar uyuşurlar, uyumsuzluk en güzel uyumu yaratır. Oluş tümüyle kavgadır.” (Aras, 2002, s.21) şeklindeki dikkate değer tespiti şiirlerinin arka planındaki temel dayanağı oluşturmaktadır.

“Kalbimin En Doğusunda” şiirinde yer alan “Güzel beyaz bir tay doğururdu her sene hafızam / Yorgundu oysa / Durmadan, durmadan hatırlamaya koşmaktan. / Kalbimin doğusunda bir yalan dünya vardı. / Okyanusları mavi olmayan.” (Madak, 2014, s.39) dizeleriyle Madak hatırlamaktan yorulduğunu; “Bıktığım Şeyler ve Yeşil Fanila” şiirindeki “Seni sevince pazara çıktım sevinçten / Enginar aldım “süper enginarlar” diye bağıran adamdan / Oturup ağladım sonra, şaşırdın. / Bu “süper” oluşta canımı acıtan bir şeyler vardı. / Canımın acısıydın. / Ben bir tek o canı unutmamak için her şeyi hatırlamıştım.” (Madak, 2015a, s.43) dizeleriyle ise aşkın acısını unutmamak için hatırladığını dile getirir. “Annemle İlgili Şeyler” şiirindeki “Hatırlar mısın? Mavi saçlı bir tanrı gibi severdim Burdur Gölü’nü / O göl şimdi içimde kocaman bir anne ölüsü. / Vişne bahçeleriyle dolu, / Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin. / Bazen ölmek istiyorum / Beni yeniden doğurman için / İri, ekşi bir vişne tanesi gibi.”(Madak, 2015a, s.16) mısraları ise şairin mutluluk – mutsuzluk ikilemi ile ölüm ve doğum ikilemini yansıtması açısından dikkate değerdir. Sylvia Plath ile Didem Madak’ın şiirlerinde görülen karşıtlıklar, her iki şairin yaşantı ve deneyimlerinden beslenmekle birlikte Didem Madak’ın şiirlerinin Sylvia Plath şiirleri kadar melankolik ve kötümser olmadığının altı çizilmelidir.

Anne Sexton’un “To Petlamand Part Way Back” adlı eseri “deliliğim hakkındaki her şey” dediği kendi hayatının itiraf edilmesidir. Bu eserinde Sexton, durmadan deliliğin sınırında dolaşıp durur ve “Sen, Dr. Martin” adlı şiirinde “Sen, Dr. Martin, yürü/ Kahvaltıdan kalk da deliliğe doğru” girişiyle deliliğine olan vurgusunu yapar.Anne Sexton, intihar, kanser, ruhsal bunalım ve akıl hastanesi unsurlarını ön plana çıkarır ki bu unsurlar, kendi yaşamının unsurlarıdır. Madak ise acı, anne özlemi, yalnızlık, çocukluk, yaşadığı zorluklar… gibi unsurlara dikkat çeker. Bu unsurlar da Madak’ın yaşamından ayrı düşünülemez. Her iki şairin şiirlerinde hâkim olan duygu acıdır. Madak, kendini “acıklı sözler kraliçesi” (Madak, 2015a, s.38) olarak görürken Sexton “unutulmuş bütün günahların kraliçesi” olarak görür.

Anne Sexton, özel yaşamını samimi ve en açık şekliyle şiirlerinde anlatma cesareti gösterir. Bu durum Didem Madak şiirleri için de geçerlidir. Sexton’un şiirleri, anılar arasında gidip gelirken farklı zaman dilimleri arasında sürekli geçişler yaşar. Madak’ın şiirlerinde de anılar ve geçmiş son derece önemlidir. Özellikle çocukluk ve anne onun tek geçmişi ve hafızasından silemediği en önemli anılarıdır. Madak da Sexton’la benzer bir şekilde geçmişi ve şimdiyi harmanlar. Madak’ın “Kurbati” şiirindeki “Bilmiyorlar doğmadan öldürdüğümü üç-beş çingeneyi. / Üç-beş dünya kaldı artık aramda dünyayla / Artık açıklayamam bir türlü. / Ne tuhaf geçmişim kırmızı bir kadın yapıyor beni. / Her şey şimdi itiraf… (Madak, 2015a, s. 42) mısraları ile Sexton’un “Auschwıtz’den Sonra” şiirindeki “Öfke, / kara bir orak gibi, / kuşatır beni. / Her gün, / bir Nazi götürürdü, /sabah saat 8’de, / bir bebeği / ve kahvaltı için hafif ateşte pişirdi tavasında.” (Sexton, 2006, s.35.) mısraları geçmiş ve şimdinin iç içe verildiği mısralardandır.

Anne Sexton, Adrienne Rich, Sylvia Plath gibi gizdökümcü şairler kişisel durumlarının dışında kadınların toplum hayatındaki yeri ile ilgili konulara da değinirler. Toplum içerisinde iyi bir anne, iyi bir eş ve iyi bir evlat olup olmamaları yönünden bir karmaşa yaşarlar. Bu karmaşa sonucunda bir kadın olarak sorgulamaya başlayan bu şairler, “kadın olma”yı ve “kadın hakları”nı şiirlerinde önemli bir tema haline getirirler. Özellikle belli haklar edinmiş orta sınıf kadınlar için kadınlık hakları daha fazla ön plandadır. Onlar eve sıkıştırılmaktan rahatsızlık duyar ve özgür olmayı isterler. Gizdökümcü kadın şairlerde eve hapsolma ve erkeğin egemenliğine razı olmama durumu ortaktır. Plath’ın kafasını bir fırının içine sokup gaz soluyarak kendini öldürmesi mutfağa tıkılıp kalan kadına bir isyan olarak yorumlanabilir.Ayrıca Madak, Plath ve Sexton’daki kadına dair unsurların onların gizdökümcü oluşlarından ileri geldiği unutulmamalıdır.

Anne Sexton’un önemli temalarından biri ev yaşamı ve bu yaşamın onda yarattığı acılardır. Aynı şekilde Didem Madak sıradan ev kadınını ve onun yaşamını kendi hayatı üzerinden şiirlerine taşır. Sexton’un şiirleri; ev yaşamını dile getirmenin yanında sosyal hayatta yerini bulamayan kadınlara da değinir. “Bir kadın olmaktan bıktım, bıktım kaşıklardan ve postadan, bıktım ağzımdan ve göğüslerimden / bıktım kozmetiklerden ve ipeklilerden.” (Sexton, 2006, s.12.) dizeleriyle Sexton, nereye gideceğini bilemeyen kadınların isyanı olur. Sexton’un bu isyanına Madak’ta rastlamak pek mümkün değildir. Madak, kadın kimliğiyle barışıktır. O, kadına dair ne varsa onlardan memnuniyet duyar.

Gizdökümcü kadın şairler, erkek egemen toplum düzeni içerisinde kendini hapsolmuş hisseden kadınlardır. Erkekler tarafından arka plana itilme, mutfağa sıkışıp kalma, özgür hissedememe, soyutlanma, değersizleştirilme gibi durumlar bu şairlerde kadın olma sorununun şiirlere yansımasına vesile olur. Doğal olarak gizdökümcü şairlerin şiirlerindeki feminist yönün, gizdökümcü olmalarından kaynaklandığını söylemek mümkündür. Madak, kadın sorununu şiirlerinde işlerken bunu daha çok feminist bir anlayış ortaya çıkarmak için değil kendi hayatına dair kadın olmanın zorluklarını dile getitmek için yapar. Bu nedenle onun feminizmi onun bir itiraf şairi olmasından ileri gelmektedir ve kadın sorunu da tıpkı anne, yalnızlık, ya da çocukluk izlekleri gibi onun gizdökümcü yönünün dışavurumudur. Madak için şiir bir anlamda kendini itiraf sürecidir. O, yaşadığı hayatı anlatmak ve mısralarda gözler önüne sermek ister.

Anne Sexton ile Didem Madak’da ortak olan bir başka nokta şiirlerinde masalların ve çocukluğun önemli bir yer tutmasıdır. Anne Sexton, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler gibi masal kahramanlarını modern bir bakışla şiir şeklinde yeniden kaleme alırken Didem Madak; Pollyanna, Sinderella, Pippi Uzunçorap gibi masal kahramanlarını genel olarak kendi acılı dünyasını tanıtmak için kullanır.

Gizdökümcü şairlerin şiirleri incelendiğinde her şiirin konuşmacısının benzer özellikler taşıdığı görülmekle birlikte konuşmacılar genel olarak yalnız, mutsuz ve umutsuz kişilerdir. Bu şiirlerde şair bir çocuğun gözüyle dünyaya bakar ve bir çocuk karakterine bürünür. Bir çocuğun isteyebileceği dileklerde bulunur. Madak’ın Pollyanna’ya yazdığı şiir tarzındaki mektuplarında ya da “Ah’lar Ağacı” şiirindeki kimi mısralarında bir çocuk konuşmacı olarak karşımıza çıktığı görülür.

“Gizdökümcü şiir” lerde genel olarak şiir kişisi ile şair özdeşleşir. Konuşmacı, şiirin bel kemiği pozisyonuna oturtulur. Örneğin Plath, kendini intihara sürükleyen öz benliğinden nefret eden kişiyi şiirlerinde ön plana alır. Madak’ın hemen hemen bütün şiirlerinde de şiir kişisinin şairin kendisi olduğu gibi çocuksu duyarlıkla konuşanın da kendisi olduğu görülür.

Gizdökümcü şairlerde konuşmacının genel olarak başkasına seslendiği ve bu nedenle cümlelerin kısa ve anlaşılır olduğu görülür. “Siz Aşktan N’anlarsınız Bayım?” şiirinde “Aşk diyorsunuz ya / Ben istemenin Allah’ını bilirim bayım” (Madak, 2016, s.35) dizeleri; “Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım!” şiirindeki “Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım / Bilmiyorsunuz darmadağın gövdemi / Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum” (Madak, 2015a, s.48) mısraları; “Samson ve Dalila” şiirinde “Heceleme beni artık Allah’ım / Bırak okunaksız kalayım”(Madak, 2016, s.43) dizeleri; “128 Dikiş” şiirinde “İlk defa bu kadar sağlam yazıyorum / Haç şeklinde 128 dikişle. / Galiba ahbap artık sana ulaşacağım.”(Madak, 2015b, s.110) ifadelerinde olduğu gibi gizdökümcü şairlerin çokça “Efendim, Bayım” gibi seslenmelerde bulunduğu görülür.

Gizdökümcü şairler, mısralarında kendine arkadaş olarak farklı birilerini bulur. Örneğin Sexton’un Nana’sı, Madak’ın Ayla Abla’sı gibi. Gizdökümcü şiirlerde şair, insan dışı varlıklarla da konuşur. Didem Madak’ın “Pulbiber Mahallesi Tarihi” şiirindeki “Mahallemizde fazla aşk, fazla kediyi, / Fazla kedi fazla felaketi kovalardı. / Havaya ateş eden tabancalardı isli binalar. / Herkes şiir kişisiydi, zeyna* şiir kedisi” (Madak, 2015b, s.22) mısralarında kedilerle arkadaşlık yaptığı hatta konuştuğu görülür.

Gizdökümcü şiirlerde tekrar edilen kelime veya kelime grupları dikkat çeker. Sexton’un “Auschwıtz’den Sonra” şiirindeki “İnsan, bir daha asla bardak kaldırmasın. / İnsan, bir daha asla kitap yazmasın. / İnsan, bir daha asla ayakkabısını giymesin. / İnsan, bir daha asla gözlerini açmasın / bu tatlı Temmuz gecesinde. / Asla.Asla.Asla.Asla.Asla. / Bağırırım avaz avaz bütün bunları. /Yalvarırım Tanrı işitmesin beni.”(Sexton, 2006, s.36.) mısraları tekrar eden kelime gruplarına örnek verilebilir. Madak’ın Sexton’dan farkı tekrar eden kelime gruplarını başka şiirlerinde de karşımıza çıkarır. “Bana artık büyü diyorlar” dizesi Madak’ın Büyümüş Çocuk Şiiri, Gecenin Çekmecesi, Poşet Süt şiirlerinde görebileceğimiz gibi birçok dizede karşımıza çıkar.

Yalnızlık, anne özlemi, aşk, aşksızlık, kadının dünyası, çocukluk, yoksulluk vb. izlekler, Didem Madak’ın acılarının ispatıyken onun kaleminde derin bir anlam dünyasının örneklerine dönüşmüştür. Didem Madak, acılarını şiirleri aracılığıyla paylaşırken itiraf şiiri de diyebileceğimiz gizdökümcü şiir anlayışının da örneklerini sunmuştur. Didem Madak, bizde itiraf şiiri yoktur diyenlere şiirleriyle büyük bir örnek teşkil etmektedir.

KAYNAKÇA

  • Can, Sancar (2019). Didem Madak’ın Şiirlerinde Ana İzlekler, Çukurova Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi, Adana
  • Eradam, Y. (1997). Ben’den önce tufan Sylvia Plath ve şiiri, Ankara: İmge Kitabevi.
  • Madak, D. (2015a). Grapon kağıtları, İstanbul: Metis Yayıncılık.
  • Madak, D. (2015b). Pulbiber mahallesi, İstanbul: Metis Yayıncılık.
  • Madak, D. (2016). Ahlar ağacı, İstanbul: Metis Yayıncılık.
  • Marmara, N. (2014). Slyvia Palth’ın şairliğin intiharı bağlamında analizi, İstanbul: Everest Yayınları.
  • Plath, S. (2015). Ariel ve seçme şiirler, İstanbul:Kırmızı Kedi Yayınevi.
  • Sexton, A. (2006). Kilitli kapılar, İstanbul: Artshop Yayınları.
  • Tüfekçi Can, D. (1999). Anne Sexton: itirafçı şair, Yüksek Lisans tezi, Atatürk Üniversitesi, Erzurum.
KİTAP TAVSİYESİ

Sancar CAN

Hangi zamana hangi mekana ait olduğumu bilmiyorum. Zamansızlık ve mekansızlık ağırlaştırırken ruhumu bir o kadar da hafifletiyor beni. Kim olduğum, ne olduğum ve ne olacağım öylesine anlamsız ki bu ucu bucağı görünmeyen karmaşık, gürültülü dünya içinde. Bir ses, bir nefes, bir gürültü, sıradan bir günah abidesi... Bizden geriye kalan; her şey ya da hiçbir şey... Bir gün dokunulabilecek mi bu dizelere gözler, kulaklar... Yoksa hep bir yabancı olarak mı kalacağız?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu