EDEBİYATİNCELEMESANCAR CANYAZARLAR

ŞEREF MOTEL ROMANI ÜZERİNE: “YAKINCIKLARIMIZ!”

Sinema ile edebiyat hiç kuşkusuz birbirini en çok besleyen alanlardan. Özellikle yazma kabiliyetiniz varsa bu yönünüzün derinliğiyle de savruluyorsanız kendinizi yazmaktan alıkoyamazsınız. Adeta yaşamın her yönü sizi bir yazı, bir senaryo ya da bir öykü yazmaya hazırlar. Bir süre sonra her şey, sanki siz bir şeyler karalayasınız diye var gibi gelir size. Belki de siz öyle sanırsınız ya da hayata katlanmak için en iyi yol olarak görebilirsiniz bu yazma tutkusunu. Kim bilir?

Üstüne üstlük bir de hassas, gözü açık bir kalbiniz mevcutsa ve de iyi bir gözlemciyseniz hem edebiyatta hem de sinemada başarılı olmanız imkânsız değil. Caner Alper de bu kişilerden biri. Caner Alper, Mehmet Binay’la birlikte Zenne (2012) ve Çekmeceler (2015) gibi başarılı filmlere imzasını attıktan sonra “Bugün Bizde Temizlik Var (2006)”, “Temiz Aile Çocuğu (2019)” ve son kitabı “Şeref Motel”le birlikte kalemini yaşanmışlıklarının incelikli, dokunaklı kısımlarıyla harmanlamayı başarıyor. Caner Alper, Şeref Motel’le birlikte gençliğinde gösteremediği cesaretin diyetini öder gibi bir gencin gözünden ama bir yetişkinin zihni ve çıkarsamalarıyla selamlıyor bizi.

Şeref Motel’i okuduğumda içimde acı bir tat oluşurken kitabın sonuna kadar zihnim tek bir noktada takılıp kaldı. Kitapta illaki Caner Alper’in anlatmaya çalıştığı birçok nokta var. Şeref Motel’in kuruluşundan çöküşüne kadarki aile ilişkileri ya da aile trajedileri çıplak bir şekilde detaylarıyla anlatılırken aslında en merkezde Cem’in geçmişiyle hesaplaşması kendi benliğini tanımaya çalışması, kendini kabullenmesi yer alıyor diyebiliriz.

Anlatılan her şey, her ne kadar genç Cem’in bakışıyla anlatılıyor gibi dursa da aslında geçmiş yaşantısının acılarını içinde evirip çevirmiş yetişkin bir benliğin – belki de yazarın kendisi – olan biteni gelecekten geçmişe bakarak yorumlamasıyla gün yüzüne çıkıyor. Yazarın içinde kalanları, zamanında söylemek isteyip de neden söyleyemediğini bilemediği şeyleri kusması ya da bir nevi belki de artık kimseyi ilgilendirmeyen ya da hiç kimsenin umursamadığı gerçekleri  – belki de sadece yazarın dimağında kalan gerçekleri – haykırması olarak da okuyabiliriz Şeref Motel’i. Adeta Caner Alper, yıllarca içinde kalan onu tutsak eden gerçeklerden kurtulmak ister gibidir. Gerçek denilen şey, bilinirliğe kavuşunca gerçekliğini yitiriyor mu acaba?

Gelelim benim kitapta takıldığım noktaya:

Biz insanlar, hayatın zorluğu yetmezmiş gibi neden aile dediğimiz ya da sonradan aileye eşdeğer noktaya ulaşan en yakıncıklarımızın saçma sapan tutumları ve söylemleriyle daha da zor bir hayatın içinde yuvarlanmak zorunda kalırız? İnsanlara olan yakınlığımız artıkça bizlere karşı her şeyi yapma ya da söyleme hakkı mı veriliyor bir yerlerden bu yakınlarımıza? İnsan, en yakınım dediği kişilerden neden kendini saklamak zorunda kalır? Aslında en çok kendini yakınlarına anlatmaz mı insan? Öyleyse tanıdığımızı sandığımız en yakınımızın bize bir yabancı oluşu ya da bizi tanıdığını sandığımız yakınlarımızın bize en uzak kişiler oluşunu nasıl açıklamalı?

İnsan, hayatında en çok geçmişinde kendisine ne zarar verirse ya da en çok onun canını ne ya da kim acıtırsa o şeyi hayatının unutulmazı kılar. Ve unutulmayan her neyse kişinin hayatı boyunca bir ceza ya da ödenmeyen bir bedel gibi kendi hatası olsun ya da olmasın peşini bırakmaz. Caner Alper de peşini bırakmayan şeyleri anlatarak rahatlamak ya da kendini özgürleştirmek ister gibi. Bu anlatılanlarda en tahammül edilemez olan bizi en çok sevdiğini düşündüğümüz ve aslında bizi en çok sevmesi gerekenlerin bize en çok zarar verenler olması. Cem de bir aile moteli olan Şeref Motel etrafında şekillenen bir ailenin aslında ne denli birbirine acı çektirdiğini gözler önüne seriyor. Birçok aile içerisinde yaşananlardan hiç de farklı değil anlatılanlar.

Karakterimizin şekillendiği ergenlik dönemlerinde yakıncıklarımız tarafından hakkımızda söylenilen ufacık bir kelime ya da yaşanılan bir olay nasıl da acı bir lekeye dönüşür bizde. Aslında birçok yönden görmüş geçirmiş olan büyüklerimiz çoğu şeyi kendi eliyle yapmıyor mu? Bizleri istemedikleri birine kendi elleriyle dönüştürüp sonra da bizleri beğenmiyorlar mı? Bizler daha küçükken etrafımızda olup biteni ruhumuza ya da aklımıza kodlayıp onları peşimizden ölene kadar sürüklemiyor muyuz? Etrafımızda olup biten bizden saklanan ya da anlamadığımız düşünülüp rahatça yanı başımızda yapılan didişmeler, kavgalar ya da bir çırpıda düşünülmeden söylenilen sözleri zihnimiz kodlamıyor mu acaba? Büyükler bunları yorumlayıp anlamayacak kadar aptal olmazlar. Ama aptallar.

Biz insanlar, kendimizde var olan ama anlatmadığımız/anlatamadığımız hikayeler miyiz ve anlatmasak da aslında bas bas bağırmıyor mu bu hikayeler? Belki de en trajik olanı artık kimse kimsenin asıl hikayesiyle ilgilenmiyor ya da asıl hikayesini görmek istemiyor. Bu yüzden değil mi bunca uzaklıklar, bunca yalnızlıklar?

Sancar CAN

Hangi zamana hangi mekana ait olduğumu bilmiyorum. Zamansızlık ve mekansızlık ağırlaştırırken ruhumu bir o kadar da hafifletiyor beni. Kim olduğum, ne olduğum ve ne olacağım öylesine anlamsız ki bu ucu bucağı görünmeyen karmaşık, gürültülü dünya içinde. Bir ses, bir nefes, bir gürültü, sıradan bir günah abidesi... Bizden geriye kalan; her şey ya da hiçbir şey... Bir gün dokunulabilecek mi bu dizelere gözler, kulaklar... Yoksa hep bir yabancı olarak mı kalacağız?

2 Yorum

  1. Konunun özü belki hep bu gören göz duyan kulak hisseden kalp aklın ruhla bütün kalması özünü keşfetmek bu nasıl olacak ki insan kendine dönük bir soru yumağında cevap aramazsa bu bilinmez haller neye göre açığa çıkacak ki yazmak ve okumak belki sihirli iki mucize eylem bunu harekete geçirmessek anlatmak neye çare yazmak okumak hissetmek bizden sonra ne olacağı okuyanın hüneri hayata yansıtması buda bir meçhilul ancak toplumlar neye gòre şekil alır ki bilim ve sanatın önemi bu olsa gerek.

  2. Okumaya yazmaya ve bu şekilde kedimizi özgürleştiemeye devam edelim öyleyse… 😊

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu