SANCAR CANSORU - CEVAPYAZARLAR

DEĞERLİ ÜSTAT DR. HASAN CİHAT ÖRTER SORU-CEVAP KÖŞEMİZDE…

KİTAP TAVSİYESİ

Merhaba Sanatseverler,

Bu kez de Türk müziği, klasik, caz, new-age, fusion, Anatolian folk gibi müziğin birçok türünde emek vermiş birçok başarıya imzasını atmış uluslararası düzeyde tanınan müzisyen, besteci, aranjör ve yazar değerli üstat Dr. Hasan Cihat Örter’i soru – cevap köşemizde sizlerle buluşturuyoruz. Kendisine çok çok teşekkür ederken sizi sorular ve cevaplarla buluşturmadan önce kısaca değerli üstattan bahsedelim.

1958 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Örter, müzisyen bir aileye sahiptir. Küçük yaşlardan itibaren müzikle içli dışlı olan Örter, ilk önce piyano ardından keman çalmayı öğrenir. Antonio Doumezitch’in gözetiminde gitar, armoni, Batı müziği nazariyatı dersleri; Emin Ongan’dan Klasik Türk müziği dersleri; Tamburi Ercüment Batanay ve besteci Amir Ateş, Şeref Çakar, Alaattin Pakyüz ile Klasik Türk Musikisi makam ve usul dersleri çalışır. Ardından bağlamaya ilgi duyan Örter, Türk Halk Müziği ozanı Şemsi Yastıman’dan Türk Halk Müziği kuramı ve bağlama dersleri alır. Bunun yanında Örter, Boston, Berklee Müzik Akademisi’nden özel burs kazanarak Amerika’ya gider. Buradaki Kompozisyon ve Armoni derslerini tamamladıktan sonra dört yıllık okulu iki yılda üstün Master’s Degree derece ile bitirir. William G. Leavitt, Barrie Nettles, Oliver Nelson ile çalışır ve Jazz Composer Gordon Delamond’un tavsiyesi ile Belçika Kraliyet Liege Konservatuarı’nda, daha önce aldığı yüksek kompozisyon dersleri ile doktora çalışması yapar. Tezleri kitap olarak sunulur. Elinden geldiğince müziğin her türünde kendini yetiştirmeye çalışan ve bunu kendine ilke edinen Örter, eğitimin ne denli önemli olduğunun ispatıdır.

1983 yılından itibaren büyük orkestra ve stüdyo çalışmaları yapmaya başlayan Örter, Tacettin Orturay Production ile reklam ve belgesel, Lale Oraloğlu, Seden Kızıltunç, Numan Paknel ile de canlı orkestrayla tiyatro müzikleri yapmaya başlar. 1985 ve 2005 yılları arasında Osman İşmen ve Turhan Yükseler ile daha büyük orkestra çalışmalarında ve çeşitli sanatçıların albümleri için stüdyo kayıtlarında yer alır. 2.000’e yakın sanatçıya albümlerinde eşlik eden Örter, özellikle, Ahmet Kaya, Selda Bağcan, Ferdi Özbeğen gibi sanatçıların birçok albümünde gitar çalar. Anadolu ezgilerini klasik gitara uyarlama çalışması ile dünyanın en büyük müzik firması EMI’dan altın plak alır. “Inspiration” serisi ile uluslararası kataloğa giren Örter, festival ve Eurovision büyük orkestralarında da solo gitar çalar. 1990-1998 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kent Orkestrası’nda; 1995 – 1999 yılları arasında Modern Folk Üçlüsü üyesi olarak görev yapar.

Örter, müzisyenliğinin dışında çok iyi bir öğretmendir de. Özel gitar dersleri verir ve birçok öğrenci yetiştirir.

Yaylı cümbüş ve ut ve gitarı birleştirerek utar isimli bir enstrüman icat eden Örter, daha sonra Türk müziği makamlarından oluşan bir albüm yapar. Bağlama ile gitarı birleştirerek bağtar adlı ayrı bir enstrüman da icat eder.

İki Satırlık Şiirler, Hayatım, Gitarım ve Müziğim, Saz Eserleri, Müzikle Terapi gibi Hasan Cihat Örter’in şimdiye kadar yazdığı birçok kitap da vardır. Bunun dışında Hasan Cihat Örter, 1996 – 1998 yılları arasında TRT 2’de Müzik ve Biz, 1997 – 2000 yılları arasında da STV’de Geceyi Örten Müzik programlarını da yapmıştır. Daha fazlası için Hasan Cihat ÖRTER (hasancihatorter.com.tr)

Şimdi de hadi sorularımıza ve değerli üstat Dr. Hasan Cihat Örter’in verdiği cevaplara bakalım…  Tekrardan değerli üstatımız Dr.Hasan Cihat Örter’e çok çok teşekkür ediyor, müziklerinin sonsuza kadar kulaklarda çınlamasını temenni ediyoruz.

Soru hazırlama sürecinde yardımcı olan Cihan Ersoy ve Ebru İlikçioğlu Temel’e ve ayrıca kardeşlerim Öznur Can ve Güney Can’a destek ve yardımları için çok çok teşekkür ederim.

  • Müzisyen bir ailede büyümüşsünüz. Sizin de müzikte yetenekli ve müziğe karşı ilgili olmanızı bu durum ne kadar etkilemiş olabilir? Başka bir aile tarafından yetiştirilmiş olsaydınız yine yolunuz müzikle kesişir miydi? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Tabi ailemde müzisyenlerin oluşu özellikle babaannem Belediye Konservatuarı’nda piyano hocasıydı, müzik hocasıydı. Yöneticilik de yapıyordu ve öğretmen oluşu onun profesyonel bir müzisyen oluşu. Yani bu işten para kazanması ve ben doğar doğmaz da müziğin içine düşmüş oluyorum. Yani annem hamileyken bile Beethoven, Bach, Mozart veya Dede Efendi’nin Gülnihal’ini çalarmış babaannem. Annemin karnını piyanoya dayarmış. Çocuğun müzik kulağı cenin halindeyken daha geliştikçe bu cenin büyüdükçe büyüdükçe iki aylık, üç aylık, dört aylık, beş aylık, altı aylık, sekiz-dokuz aylık. Yani bu süreçler içerisinde sürekli ben evde müzik dinlemişim. Tabiki müzik ve sanat olayı biraz genetik bir olay. Ben yedi göbekten İstanbullu, bir tarafı da saraya dayalı bir ailenin çocuğuyum. Ve ailemde babaannemin dışında Buzıki Erol ve yengem Despina onlar da müzikle uğraşıyorlardı. Amcam da Buzıki Erol da gelmiş geçmiş, en büyük rebetlerdendir rahmetli. Rebetika müziği yapardı. Yani Yunan müziği diyelim, taverna müziği de diyebiliriz buna biraz da yumuşatarak konuyu.

Müzik ile uğraşır mıydım eğer ailemde bunlar olmasaydı? Aile büyüklerim yani ondan öncekiler de vardır büyük ihtimalle ama onları bilmiyorum. Valla bu Allah’ın verdiği bir yetenek kardeşim. Allah-u Teala yeteneği, aklı, zekayı ya veriyor ya vermiyor. Dolayısıyla ben şanslılardan biriyim. Hem İstanbul’da yetişmiş olmam, büyümüş olmam ve ailemde müzisyenlerin oluşu, etrafımda ve çevremde de oluşu. İstanbullu oluşun bir avantajını yakaladım. Hep müzik, hep müzik vardı. Hem klasik müzik daha sonra da Türk musikisi de girdi Üsküdar Musiki Cemiyeti ile. Ve benim diğer yaşıtlarımın oynadığı oyunları oynama şansım bile olmadı. Mesela topacımı çeviremedim, misket oynayamadım. Çivi denilen bir oyun vardı 60’lı yıllarda. Yağmur yağdığı zamanlarda toprakta çivi saplardık yukarıdan atarak. Hep gözüm kalmıştır. Daha sonra futbol da girdi devreye. Birinci yarıyı bitirememişimdir kaleden alırlardı beni. Kaleciliği çok severdim. Onlar uhde olarak kaldı içimde cancağızım.

  • İnsanın sanat yaparken daha çok acıdan beslendiğine dair bir inanış var. Bu anlamda geçmişe dönüp baktığınızda en çok ürettiğiniz dönemlerde nasıl bir ruh hali içinde olduğunuzu söyleyebilirsiniz? Sizi derinden etkileyen durumların sanatınıza etkisi nasıl olmuştur?

Özellikle küçük yaşlarda işte bu işe başlamak, piyano ile keman ile.  Daha sonra beş yaşında klasik gitar ile başlamak. Antonio Doumezitch Los Angelas’ta okul olduğu için Amerikalılar öğretmenlere profesör derler. Profesörlüğü de buradan gelir. Antonio Doumezitch çok kıymetli bir üstattı. O, beni çok etkiledi hem fikirleriyle hem yaşantısıyla hem müzisyenliği ile. Eee öğrenciler de imreniyor tabiki hocalarına. Daha sonra Üsküdar Musiki Cemiyeti özgeçmişim de vardır. Bu isimler Emin Ongan. Emin Ongan, büyük üstattır. O zaman Üsküdar Musiki Cemiyeti’nin o dönem kurucusuydu. Eski bir cemiyettir de yenilenmiş hali ile diyelim. Yani bir onların arkadaşı olan Ercüment Batanay, çok şey öğretti bana. Emin Ongan, çevresi olan bir insandı. Radyoda da çalıyordu. Zaten bütün değerli hocalar radyo geçmişi olan emisyonlara katılan çok değerli üstatlardı. Bu üstatların emekleri ve gayretleri hiçbir zaman yadsınamaz Türk Musikisine olan. Yani Batı müziğine başlayıp yedi tane falan metot bitirip ondan sonra Üsküdar Musiki Cemiyeti’ne geçip Türk Müziği nazariyatı, Türk Müziği ritimleri usulleri, efendim makamlarını öğrenmek; repertuarlarını öğrenmek yani bunları çocuk yaşta yaptım ben. Herkes oyun oynarken sokakta, Hasan Cihat oturdu sürekli ders çalıştı ve bunun yanı sırada İngilizce, Fransızca dersi alıyordum ve Latince dersi alıyordum.  İtalyan asıllıydı Antonio. Ondan da biraz İtalyanca konuşuyordu zaten eşiyle vs. vs. Bunlar hep eğitim, eğitim, eğitim…

Geçmişe dönüp baktığımda da en çok ürettiğim dönemler yani tabi bu işin ilk 30 yılı çok zor. O dönemlerde de üretmedim mi, ürettim. Hatta askerliğimi yaptım, geldim. Hemen evlendik ve ondan sonra bir albüm de yaptım. Albümlere çalmaya başladım yani orkestracılığın yanı sıra stüdyo çalışmalarım başladı benim. Yani bu da benim çalışkanlığımdan kaynaklanıyor. Hep çalışkan olmuşumdur. Okulları da birincilikle bitirmişimdir bu sayede. Yani öğretmeni dinleme, hocayı dinleme edebini, ben üstatlarımdan öğrendim. Konsantrasyonu bozmadan oturup hafızlama çok çalışmaktan değil de ezbere dayalı bir sistem değil beyne yazma. Öğretilen bilgileri beyne yazma yani sol kortekse atma denir ona. Sağ korteks beyinde unutuyor çünkü bilgileri. Derinden etkileyen birçok besteci, kompozitör oldu yani başta Bach’tan tutun Teleman, Sen-Sans, Prokofiev ya bu klasikçiler bunlar. Yani Rus klasikçileri ve Orta Alman, Viyana ekolleri, İtalyan Paganini. Nasıl bir virtüöz? İçimde zaten bir virtüöz durur benim hep. 16’lık 32’lik notalar allegro vivace’ler çarpışır durur içimde. Bunlar vardı daha sonra da işte piyano ve gitarda virtüöz istediğim konuma ulaşmama sebep oldu. Bunlar çok çalışarak ve etütler yaparak ve araştırarak.

  • Müziği kendine bir yol olarak seçmiş olan yeni nesile tecrübelerinize dayanarak neler önerebilirsiniz? Mesleki anlamda pişmanlıklarınızı ya da kıvanç duyduğunuz durumları bizimle paylaşır mısınız?

Tabi şu anda bakarsak 29 Mart 2021. Dünya bir senedir, bir buçuk senedir nerdeyse Covid-19, korona virüsü ile boğuşuyor.  Dünya çok kalabalık. İnsanlar arasında eğitimsizliğin büyük çoğunluğu oluşturduğu bir kalabalık, güruh var. Bunun yanı sıra parayı havadan kapan bir güruh var ve bunun yanında da eğitimli fakat iş bulamayan, kaliteli bir münevver insan kitlesi var. Genelde bu münevverler de bir müddet sonra küsüyorlar, kendi içlerine kapanıyorlar. Belki yıllar sonra yani ben anlaşılmış bir adamım. Adım sokaklara verilmiş, çeşmelere. Efendim parkta Eskişehir ‘de parkım da var. Üniversitelerde dersliklere de verilmiş. Yapmış olduğum tezler, kitaplar… On kitap yazdım. Onlar üniversitelerde, konservatuarlarda okuyan çocuklar tarafından üniversite bitirme tezi olarak sunuluyor vs. vs. Metotlarım var. Hem Youtube’da metodum var, kitap olarak da çıktı. Birçok yayınevinden bunlar da internette vardır.

Gençlerin işi çok zor. Hem bu pandemi dönemi hem her şeyin online oluşu. Bir kere müzik online olmaz kardeşim. Online yapılan yayınların bile kıymeti olmuyor. Bu kadar binlerce kişi var facebook, İnstagram’da orda bile batı emperyalizmin sunduğu bir sistem bu bize. Parayı bastırırsan ulaşırsın diyor. Parayı bastır ben seni ulaştırayım çok kişiye. Yani benim çok kişiye ulaşma gibi çok popüler olma gibi de bir niyetim olmadı zaten. EMI kataloğuna girmiş tek Türk sanatçısıyım o branşta. Anatolian Folk Song Klasiko gitar resitali 83’te yapılmıştır ilk kayıt. Daha önce de bunun master teziyle eğitimini yapmış bir adamım, kitaplarım da vardır.  Üniversitelerde okutuluyor.

Şimdi gençler tabi başka bir yol seçecekler. Bizim gibi birebir, yan yana, göz göze, diz dize ders imkanları olacak mı bilmiyorum. Pandemi biterse belki. Âmâ bu tüketim sistemi, bu duyarsız sistem ve gençlerin kötülük, kötü olan her şeyi örnek alışı, kötülere yönelmesi bence bu psikolojik bunalım sistemi. Yani ODTÜ mezunu, Boğaziçi mezunu masterlı çocuklar bile iş bulamıyor. Yani ülkenin geri kalmışlığı ile alakalı bir şey bu veya adamını bul taktiği, şark kurnazlığı bu kafa yapıları değişir mi bilmiyorum.  Mustafa Kemal Atatürk ‘ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nde onun kurduğu inkılapla, devrimler de devam ettirilmedi. Ya siyasete girmek istemiyorum ama okullarda müzik dersi yok. Düşünün yani … Yani müzik dersi olmayan eğitim sisteminde spor dersi olmayan eğitim sisteminde… Hani el işini geçtim. Bizim zamanımızda el işi de vardı. Kütüphane kültürü vardı. Bu sistemde çocukların hepsi ellerinde bir cep telefonu. İşte görüyorsunuz televizyonlardaki programları.  Örnektir programlar, isim vermeyeyim de. Yani komediler bile al, tüket, yok et. Al, tüket, yok et. Kaka kaka, boş gülüşler verdikleri bir şey yok. Zaten eğlencelerin birçoğu da etek altı eğlence sistemi. O işi yapan insanlara para kazandırıyor, şöhret de kazandırıyor.  O şöhret bile bir müddet sonra unutuluyor. Çünkü kıymeti yok, değeri yok yani. Birtakım yaratıcılıkla benim gibi dirsek çürütüp deli gibi çalışıp dünyaya müziğini kabul ettiren özellikle Sony Müzik Information serisi. 70 ülke yani. Klipleri de çekildi. Gene ilk Türk sanatçıyım. Benden sonra gelenler oldu elbette. Hep bunlar altın plaklı albümlerimdir. Benim 8 altın plağım var. Dolayısıyla eğer marketing sistemi içerisinde pazarlaması yapılsaydı Grammy de alırdı onlar. Her şey pazarlama işi. Biliyorsunuz herhalde günümüzde bu pazarlama göze sokma, dayatma işi daha da arttı. Âmâ dünyada Türk sanatçısının değeri ne kadar? Ee ekonomide ne kadarsa o kadar. Siz ülke olarak üreten, kültür seviyesi yüksek, her konuda münevver insan yetişen ve saygının, sevginin olduğu bir ülkede yetişirseniz ülkenizin müzisyenleri, sanatçıları da dünyada kabul görür.

  • Bir eser meydana getirme süreci sizde nasıl oluşuyor? Birden büyük bir coşku ile mi ortaya çıkıyor yoksa önceden karar verip şu konularla alakalı bir şeyler yapmalı mıyım diyorsunuz?

Yani ilham denen bir şey var. Yani bu ilham aşk gibi, aşkın tarifini yapabilir misiniz? Aşkın tarifini kim yapabilir? “Aşkı anlatabilir misin?” diye Birgül Figen hanımefendinin bir yazdığı güzel sözü ben bestelemiştim. Yani hem enstrümantal hem sözlü çalışmalarım var. New – age, avangart ve bunun yanında caz çalışmalarım. Hepsinin albümünü yaptım. Bu 77 albümde var. Yani 77 albümün içinde bir sürü renk var bizim ülkemizin renkleri gibi. Rengarenk bir ülkeyiz de “Derya içinde deryayı bilmez” derler ya işte o biziz.

Ben hep milli kültüre hizmet etmişimdir. Yapmış olduğum bütün çalışmalar milli kültüre hizmet eder. Halk müziği, Türk müziği, çok sesli çalışmalar, çağdaş kompozisyonlarım. O ilhamın gelmesini beklemek için de dediğim gibi çok çalışmak, çok gayretli olmak, disiplinli etütler, egzersizleri yapmak, her yeni gün yeniden başlamak gerekir. Çileli bir yol. Çok çileli bir yol bu.

Bir de ben hep yazdım. Bütün eserlerimi nerdeyse dolma kalemle daha sonra bilgisayarda yazmışımdır yani. Büyük orkestradayken de Kent Orkestrası’nda olsun, kendi orkestralarım da olsun hep kendim yazar, çizerdim. Aranjörlüğüm de buradan geliyor. Aranjment yani aranjörlük. Okudum zaten bunu da okudum. Ay efendim önceden karar vermek… Yani hangi enstrüman çalayım kararını veriyorum. Yani birçok enstrümanı da seviyorum, çalmaya çalışıyorum. Yani bunların arasında işte başta klasik gitar, elektro gitar…

Albümlere çok çaldım. Bir sürü sanatçıya çaldım albümlerinde. 1980 ile 2005 yılları arasında tüm Türk değerli sanatçılarının albümlerinde sololarım vardır. Keman, bağlama… Batar diye de bir enstrüman da icat ettim. Oscar Müzik Osman Kuzu yaptı onu bedava. Daha önce Utar diye bir enstrüman icat ettim. Ud ile gitarı birleştirdim. “Müzikle Terapi” de kullandım. Onların konserleri hep Youtube’da var. Youtube’da da Allah’a emanet duruyor işte orda, arayan buluyor. Internet bahsine gireriz daha sonra. Ne kadar faydalanıyorlar ne kadar insanların ilgisini çekiyor? Yani müzik eğitimi, kültür eğitimi, sanat eğitimi olmayan bir ülkede ne kadar ilgisini çekecek ki? Düşünün artık bu soruyu siz. Ancak ekranlardan sunulacak veya işte parayla yapılıyor artık ama marketing sistem. Para bastıracaksınız da yapacaksınız.

Ben yıllarca televizyon programları yaptım. İnsanlar bana teklif ettiler hocam, üstadım gel program yap diye. Para bastırıp program yapıyorlar yahu! Böyle şey mi olur yani? Bir insan değerliyse, kıymetliyse halkına vereceği, bir söyleyeceği sözler, vereceği şeyler varsa zaten birileri bulur sizi. Âmâ 90’lı yıllarda buluyorlardı, 2000’li yıllarda… Ama ne olduysa 2005’li yıllardan sonra bir yozlaşma başladı. Yani müthiş bir yozlaşma, dibe vuruş kültür ve sanatta. Bak buraya geldik gene, yozlaşmaya geldik. Bir şey yapacağım, çok şey yapacağım şeyler var ama destek yok. Destek kesildi, destek işte daha çok güldürenlerden yana, eğlendirenlerden yana. Tüketim kültürü diyelim buna maalesef…

  • Çaldığınız enstrümanlarla aranızda bir bağ oluşuyor mu? En çok hangi enstrümanı kullanmayı seviyorsunuz?

Bu enstrüman bahsini biraz önce söyledim zaten. Yani klasik gitar ve piyano ve rock gitar zaman zaman da keman zaman zaman bağlama çalmayı çok seviyorum. Ama o benim o gün ki uyandığımda veya akşam dinlediğim müziklerle alakalı bir şey. Bu enstrümanları çok seviyorum. İcat ettiğim enstrümanları batar ve utarı çalmayı çok seviyorum. Şarkı söylemeyi de çok seviyorum. Şarkılara birçok albüm yaptım. 77 albümümün içinde var bunlar. Spotify var. İnternetin birçok portalında, dijital ortamda Youtube’da, kendi İnstagram ve facebook sayfamda var ama genele kapattım. Bunu kapatma sebebimde siber zorbalar. Siber zorbalar, troller, takma isimli terbiyesizler, edepsizler bu da henüz çözülemedi. O konuya geliriz daha sonra.

  • Zaman zaman hak ettiğiniz değeri görememekten kaynaklı sitemde bulunduğunuzu görüyoruz. Maalesef gerek ülkemizde gerek birçok ülkede birçok sanat insanının hak ettiği değeri görmediğine çokça tanık oluyoruz? Bunun sebebi ne olabilir sizce?

Bunun sebebi çok önemli bir soru altıncı sorunuz. Zaman zaman hak ettiğiniz değeri görmemekten kaynaklı sitem de bulunduğunuzu görüyoruz. Görüyoruz bütün sanatçıları, yazarlar, münevverleri için geçerli bunlar. Yok çünkü sizi yönetenler müzikten, sanattan, kültürden bi-haberlerse onlarında anladıkları şey de ne oluyor. Gücü elinde tutanların anladıkları popüler kültür oluyor.

Eğlendiriciler, şarkıcılar onları sanatçı zannediyorlar. Çok popüler olanları, şöhretli olanları sanatçı zanneden bir zihniyet var. Bu solcusu için de aynı sağcısı için de aynı. Yani bugün itibariyle söylüyorum. 70’lerde solcu – sağcı ayrımı vardı ama şimdi yok. Şimdi yok yani 70’lerin 60’ların solcusu-sağcısı bile kaliteliydi. Çünkü okuyan, okuma, eğitim vardı. Eğitimin öneminden bahsediyorum ben. Eşimde benim müdire hanımdır, öğretmendir. Bir kolejde eğitimci. Eğitim yok, eğitim zayıf. Eğitimin güçlendirilmesi lazım, eğitim güçlenecek. Yönetenler müzikten, sanattan anlayacak da sıra bize gelecek. Hani buna ne denir? Ölme eşeğim ölme…

Hak ettiğim değer, şükürler olsun Allah’a. Hak ettiğim değer ödüllerim var, metodlarım var, sevenlerim var. Haa, hak edilen değerden amaç çok paraysa ben çok çok para… Yani bugün popüler olanlar, isimleri olanlar, eğlendirenler gibi yani müzik tarzı söylemeyeceğim. Her müzik tarzının kalitelisini seviyorum çünkü. Ama daha çok da arabeskçiler ve popçular çok çok para kazandılar. Ve gerçek sanatçının hak etmesi gereken itibarı da parayı da onlar kazandılar…

  • Müzisyenler arasında ülkemizden beğenerek dinledikleriniz var mı? Beğendiklerinizi daha çok hangi açılardan değerli buluyorsunuz?

Müzisyenler arasında severek dinlediğim tabii ki çok işi var, olmaz olur mu? Yani hem gitar edebiyatında hem piyano edebiyatında hem efendim Türk Halk müziğinde, Türk musikisinde dinlediğim sevdiğim çok insan var. Yani şimdi bir örnek vermeye başlasam birilerini unutursam çok üzülürüm, çok üzülürüm.

Ali Deniz Kardelen fingerstyle çok seviyorum, dinliyorum. Cenk Erdoğan, perdesiz gitar çok seviyorum. Erkan Oğur, ışık olmuştur. Arkadaşımdır. Çok seviyorum. Deniyorum. Fazıl Say’ı dinliyorum çok yaratıcı bir insan. Tuluyhan Uğurlu, müthiş bir ekol yaratmıştır kıymeti bilinmedi. Kerem Görsev cazda muhteşemdir. Aydın Esen her zaman ilham verir. Efendim onun yanı sıra Bilal Karaman muhteşem bir caz gitaristi. Yani her şey çalıyor aslında sadece caz değil Türk müziği kompozisyonları…

Üstatlarımızdan dinlediklerim, sevdiklerim elbette çok var. Mesela eskilerden var. Emin Fındıkoğlu çok severim. Okay Temiz üstadımızdır perküsyon vurmalı sazlar ve enstrümanlardaki yaratıcılığı, yani unuturum diye korkuyorum. Metin Alkanlı kompozisyonları çok severim ve…Tabiki sanatçı buluşmaları yaptım. O kadar çok sanatçıya aldım ki ben. Mazhar Fuat Özkan, yani özellikle Fuat Güner müthiş bir üstattır, zaten bence grubun beyni ve Mazhar Alanson’un şarkı söyleyişi dünya çapındadır.

Nasıl söyleyeyim. Yurdaer Doğulu’yu çok severim kardeşi Zafer Doğulu. Yani onlar büyük üstatlar. Ve Türk Beşleri’nden Adnan Saygun, Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit Alnar, Necil Kazım Akses yani Türk Beşleri’nin hepsini seviyorum ben size söyleyeyim. Cemal Reşit Rey muhteşemdir.

Özdemir Erdoğan, üstadımızdır zaten o gitarı çalmasaydı nasıl biz öğrenecektik? Veya işte bugün bizim abilerimizden yani daha sonra Modern Folk Üçlüsü’nde de çalıştım ben. Doğan Canku’nun flamenko teknikleri, çalışları.

Çok var, çok var yani o kadar çok var ki anlatamam. Ercüment Batanay üstadımı hala dinlerim, çok severim onun tambur tekniğini. Zaten ben perdesiz gitar Ebow’a uyguladım. Yani daha ne sayayım ki size o kadar. Yavuz Çetin öğrencimdi çok severim Yavuz’umu dinlerim, muhteşem bir çocuktu. Kendini köprüden attığı için de tabiki çok üzülüyorum. Gözyaşlarım o benim. Yavuz’um…

Efendim bu konu tabi şimdi saymaya bir kalkarsak, yani Mustafa Özkent, mesela acayip zamanlı adam. Muhteşem işler yaptı, yol açtı özellikle Türk müziğini çok sesli bu caz temalarıyla uygulaması. Onun maymunlu bir albümü vardır dünya çapındadır o adam. Kırk sene sonra böyle bir tanıttılar ya. Hep öyledir ya. Ya ölünce tanıtırlar ya da batıdan birileri desteklerse tanıtırlar. Yani biz de kültür seviyesi düşük olduğu için o bilinç yoktur. Müzisyenlerde maalesef kıskançtırlar birbirlerine ayağını kaydırmak için her şeyi yaparlar.  Ben hep paylaşımcı olmuşumdur.

İsmail Soyberk’i çok severim rahmetli oldu o da. Ata’yı severim o da rahmetli oldu benim jenerasyondan. Salih Ata, muhteşem yorumcuydu. Efendim Zeki Müren’in Türk Müziğine getirdiği 60’lı yıllardaki ekolünü çok severim, daha sonraki değil. Daha sonra o da yozlaşma yaşadı. Daha çok para kazanacağım diye. Ya sanatçının ruh halleri de tartışılmaz ya sanatçı işte deha adam tartışılmaz. Bu konuda yani çok isim verebilirim, çünkü dinleyen bir adamım ben. Hint Müzikleri, Doğu müzikleri, Azeri müzikleri. Azize Mustafazade, çok severim.

Beğendiklerimi daha çok yaratıcılıkları açısından seviyorum. Yani Göksel Baktagir ruhunu çok seviyorum, ondan sonra… Hemen isim gelmiyor aklıma Ralph Towner bana ışık olmuştur. Berklee’de 1977 yılında workshopa gelmişti. Beni çok etkilemişti hem piyano çalışı hem gitar çalışı. Ben böyle olmalıyım dedim. Bir de anlatıyordu adam kâinatı, kozmosu falan filan.

Eski babaların alayını seviyorum, yani onlar çilekeş adamlar. Yani Esmer Ziya, Erdem Sökmen… Erdem’i de seviyorum, değerli hocadır. Onun babası da müthiş bir akordiyon sanatçısıydı. Sarı Ziya’yı da seviyorum. Haluk Dayıoğlu ve Necat Dayıoğlu müthiş caz müzisyenleridir bunlar, kıymeti bilinmeyenler. Sennur Güzelel kemanda müthiştir yani.

Daha birçok birçok hangisinden bahsetsem ki. Çok sevdiğim, dünya çapında sanatçılar var. İzzet Kızıl perküsyon, çok konser de verdik. Muhteşem adamdır. Cezmi Başeğmez davulda.  Emir Özoğlu… Kent Orkestrası’nda çalıştık. Saygun Arpalı… Bunlar çok değerli davulcular yani müthiş. Al saatlerce beraber çalarsın çaldım da bu insanlarla.  Kıymetli insanlardır.

Dediğim gibi unuttuğum isimler olabilir. Şimdi bunu müzisyenler okuyorsa özür diliyorum unuttuklarımdan. Çok değerli insanlar var, hep değersizler göz önünde olduğu için değerliler kayboluyor, kaynıyor gidiyor. Ona da üzülüyorum. Yani mesela rahmetli Bora Ayanoğlu var… Bir de çok değerli, rahmetli bir orkestra şefimiz piyanist vardı, besteleri vardı, Nilüfer’e çalmıştı zamanında. Bakın unutuyorum isimleri birçok isim var. Bunlar değerdir. Atilla Özdemiroğlu’nu çok severim. Onno Tunç, Garo Mafyan zaten İstanbul Gelişim Orkestrası hepsi. Fatih Erkoç… Hepsi bir değer, dünya çapında adamlar bunlar. Osman İşmen çok çalıştık, çok değerli bir insandır. Ondan sonra Turhan Yükseler’den bahsetmeme gerek var mı milli şef, muhteşemdir yani onun kompozisyonları Quincy Jones gibi adam.  Vesaire vesaire.

Unuttuklarım için de özür diliyorum onu da söyleyeyim. Yetiştirdiğim öğrenciler de var. Serhan Yastıman… O da muhteşem bir üstat oldu. Daha kimlerden… Barış Yurttaş’ı çok severim öğrencilerimden. Efendim Özgür kardeşim var Trakya’da müzik öğretmenliği yapıyor. Vesaire Vesaire…

  • Piyasa müziği size göre ne ifade ediyor? Müziğimizin geçmişten günümüze kat ettiği yol hakkında neler düşünüyorsunuz?

Piyasa müziği şimdi çıptıs çıptısdan ibaret. Hepsi birbirine benziyor zaten. İsim vermeyeceğim bir takım bu işten çok para kazanan adamlar var piyasada. Aynı VST plugin kullananlarla aynı kompakt eserleri kullanıyorlar. Aynı ritimler, aynı bas temaları aynı. Zaten dediğim gibi basit müzikler. Halkın müzik kültürü olmadığı için bak dönüp dolaşıp buraya geliyoruz. Yani müzik dersi olmazsa bir eğitim sisteminde nasıl bir halk yetişir sizce? Eğlence düşkünü, tüketen bir halk işte yani. Yani rap müziği kötülemeyeceğim, çünkü Sagopa Kajmer var çok seviyorum. O da önemli bir rap sanatçısı, kötüleyemem yani. Bir işin kalitelisi var, kalitesizi var yani. Orhan Gencebay da mesela arabesk müzikte muhteşem, muhteşemdir. Daha çok da var. Orhan Akdeniz, o da muhteşemdir. Besteleri, müziği bilen adamlar bunlar. Bakın müziği bilen adamlarla, virtüözlerle bilmeyenler arasında fark var.

Yani şu andaki piyasa müziğinde yetenekli insanlar harcanıp gidiyor, kaynıyorlar. Baba tarafından parası varsa, dayısı da varsa onlar belki bir şeyler yapabilirler. Ama Sait Efem var mesela Ankara’da benim. Sait Efe çok önemlidir, çok da güzel çalışmalar yapıyor, onu seviyorum. Gençler var, gençler her zaman ümitkar olsunlar. Ne bileyim kardelen çiçeği de dağın başında yetişiyor, karların arasında çok da güzel bir çiçektir. Onu bulmak için dağın başına çıkmak lazım. Zirveyi görmek kolay bir şey değil onun için severek, vazgeçmeden çalışmak lazım.

Ne iş yapıyorsanız yapın ikinci işiniz müzik bile olsa. Mesela Modern Folk Üçlüsü’nden Ahmet Kurtaran, Doçent Doktor diş hekimiydi. Yani Selami Karaibrahimgil o da Allah şifalar versin o da hariyeciciydi yani. Onların ikinci meslekleriydi müzikler. Birinci işi başka meslek olup ikinci işi müzik olan dostlarımız da var anlatabiliyor muyum? Bunlar da kıymetli insanlar. Çok değerli müzisyenler var dünya çapında. Müzikle herkesin uğraşması lazım. Zaten ben herkes gitar çalar diye, çalabilir diye pratik bir gitar albümü yaptım. Youtube’da var o da veya sesi, bedava. Perdesiz gitar metodum var. Hem albümü var freckles gitar gibi o perdesiz gitar. Hem de youtube da derslerim var yani. Konuşmalarım var, sanatçı buluşmalarım var. Siber zorbalar ve troller izin verirse onlar aklı baliğ akıl sağlığı yerinde olan insanlara ulaşıyor elbette. Yani orda da gönüllere giriyoruz şükürler olsun.

  • Sizce hayat nasıl yaşanmalı? Hayata nasıl katlanılabilir?

Hayat zor bir imtihan. Hayata katlanabilmek için iyi eğitimli olmak lazım, iyi insanlarla düşüp kalmanın yanı sıra iyi hocalardan o üstatlardan ders almak lazım. Herkes benim şansıma sahip olabilir mi, sahip olamaz. O zaman bulacaklar. Hele bu sistemde internet var, abuk sabuk şeyler ile ilgilenmek yerine bu üstatları bulacaklar, üstatların sürekli konuşmaları videoları var Youtube’da. Yönlendirmeleri lazım ana babanın. Ama nerde o ana baba? Ana-babanın kendinden haberi yok ki… Kültür seviyesi çok düşük yani yerlerde. Onun için bizde de bu tüketim kültüründe eğlence müziği yapanlar, halkı eğlendirenler, kültür için hiçbir şey vermeyenler, hatta Türk müziğine hiçbir şey vermemiş insanlar, halka çabuk ulaşıyor. Sistem de bunu destekliyor maalesef. Yani sanatçıya ödül vermekle olmaz. Bende öyle 3 bine yakın ödüller aldım. Almadığım ödül kalmadı, yani gerçek ödülleri aldım. Dolaysıyla ödül vermek değil sanatçıyı desteklemek gerekiyor. Ödülü versen ne olacak? Caddelere, bilmem nerelere adını okula verseler ne olacak? Sanatçı desteklenmedikten sonra hikâye. Desteklenecek sanatçı, hocam senin arkanızdayız diyecek devlet, devlet diyecek bunu. Kültür Bakanlığı diyecek. Yani ödül vermekle olmuyor demek ki…

Ödül bir manevi haz veriyor insana. Evimi süslüyor, gelen “Vay be!” diyor. Kim gelse buraya, “Vay anasını ne bu ya!”. Hatta çocuklar işte şimdi telefonla geliyor her şey marketten. “Ne bu hocam burası sanat merkezi mi diyorlar?” Hasan Cihat Örter’in sanat merkezi olması lazım ki ben gençlere oradan konserler vereyim, metotlarımı oradan onlara ulaştırayım, dersler vereyim. Yani Müjdat Gezen Sanat Merkezi gibi, örnek veriyorum bunlar kolay işler değil. Müjdat Gezen de çok büyük emekle o da büyük üstattır. Kazandı o paraları ve helal olsun ki okul yaptı, kendine yatırdı oraya yatırımı oraya yaptı. Nazım Hikmet Kültür Merkezi gibi. Şimdi benim bir kültür merkezim olması lazımdı bu yaşta 63 yaşındayım. Orda ülkeme, insanlara nasıl ben müziğimle sanatımla faydalı oldum, oradan gene benim gibi değerli hocaları tutarak üstatları tutarak bir sürü değerli hoca var. Onlara dersler verdirerek resimden, edebiyatından, tiyatrosunda tut bütün branşlardan güzel sanatların. İnsanlara faydalı olabilirdim. Sanat, müzik hayatı kolaylaştıran bir ögedir, bir unsurdur. Çok önemli bir hobidir, uğraştır. Yahu müzikli uğraşmayan bence boştur, sıfırdır.

Hayata katlanmak için bir tasavvuf eğitimi şart. Yani bu dünyada “Niçin yaşıyorsun?” bunu sorması lazım insanın. Yani bu konuda da teolojik bilgiye sahip olup da yobazlaşmamak gerekiyor. Yani dini çok iyi bilmek lazım, Atatürk’ün cumhuriyetini nasıl bilmek gerekiyorsa Peygamber Efendimizi de Allah-u Teala’yı da çok iyi bilmek lazım. Ne için yaşıyoruz bu dünyada? Boş bir bu dünya mı? Tek hücreli bir yaratıktan üredik de efendim ölüp gideceğiz, kaybolacağız mı demektir bu. Yani araştırmak lazım. Bu birazda teolojik bilgiler iman, yetenek gibi Allah’ın sunduğu bir şey.  Nasıl yeteneği Allah sunuyor zekayı, aklı… İşte imanı da Allah veriyor ya var ya yok. Sonradan olmaz mı? Olur Allah nasip ettiyse olur. Evet cancağızım söyleyeceğim şey bu.

Ülkemizi çok seviyoruz, ülkemize hizmet eden herkesi çok seviyoruz. Güzel bir ülkeyiz onun için düşmanımız fazla. Allah bu ülkeye hizmet eden herkesi sayısını arttırsın, düşmanlardan da korusun. Herkesi, beni sevenleri özellikle müziğimi dinleyenleri çok seviyorum. İnşallah bu siber zorbalar, troller içinde cezalar gelir kanunumuza. Çünkü benim canımı çok sıkıyorlar çok yakıyorlar. Özellikle iyilik yaptığım dost görünümlü düşmanlar çok, bunu da söyleyeyim.

Herkese de en derin saygı sevgilerimi sunuyorum. Müziğimle kalsınlar, çok albümler yaptım onlar için yaptım, dört duvar dinlesin diye değil insanlarımız için hepsi. Müziğim şifa olsun, ilaç olsun. Muhabbetlerimle…

KİTAP TAVSİYESİ

Sancar CAN

Hangi zamana hangi mekana ait olduğumu bilmiyorum. Zamansızlık ve mekansızlık ağırlaştırırken ruhumu bir o kadar da hafifletiyor beni. Kim olduğum, ne olduğum ve ne olacağım öylesine anlamsız ki bu ucu bucağı görünmeyen karmaşık, gürültülü dünya içinde. Bir ses, bir nefes, bir gürültü, sıradan bir günah abidesi... Bizden geriye kalan; her şey ya da hiçbir şey... Bir gün dokunulabilecek mi bu dizelere gözler, kulaklar... Yoksa hep bir yabancı olarak mı kalacağız?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu