DENEMEEDEBİYATSANCAR CANYAZARLAR

TÜM ZAMANLAR SENDE KAYBOLSUN…

KİTAP TAVSİYESİ

Not: Bu yazı bir ithaftır…

Zaman akıp giderken bir gölge gibiyiz her birimiz, asla benzerini bulamayacak gölgeleriz belki de. Kim için ne için bu iç çekişler, bekleyişler, o masum gözlerdeki hüzünler? Ya bu okunaksız satırlar, daha öncekiler gibi istemeden kuytu bir köşeye fırlatılıp atılmayacak mı? Ya bu her seferinde kelimelerle kendimize çelme takmalarımız. Aslında ne yaptığını bilmeyen yolunu kaybetmiş göçebeleriz de bu yaşam sığınağında. Durmadan birini ya da bir şeyleri beklediğimiz bir yaşam sığınağı…  Kim bilir, belki bir gören ya da bir duyan yoktur bizi. Ya da umut etmeye devam mı etmeli? Umut etmeye değer miyiz sence?

Her şey ödünç bir koşuşturmadan ibaret. Aldığımız nefes, bu kelimeler gibi ödünç değil miydi? Biz her şeyi boşuna mı harcadık bunca zaman? Olmayan bir sevgiyi mi aradık? Olmayan bir şey nasıl olur da içimizde yeşerirdi ki? Neyi yanlış yaptık öyleyse? Tüm zamanları sadece bizim mi sandık? Tüm zamanlar hangi sevgiyle sonsuzluğa ulaşırdı? Neyi, kimi seveceğimizi de mi bilemedik?

Neden yabancısı olduğumuz insanlar arasında daha da yabancılaşırken asla bizim olamayacak bir sevgiyi arıyoruz. İçimizde öyle büyük bir sevgi varken sevmeyi ve sevilmeyi beklerken aradığını bulamamak bizim için hayatın trajedisi değil mi? Korkuyla kendini var eden bir avuç güruhuz oysa, asıl varlığımızı bilmeyen ve duyumsamayan, kendini kendiyle avutan ya da kendinden kaçan. Belki de içindeki büyük sevgiyi göstermekten korkan ucubeleriz bu sahte hayatın yarattığı. Ruhunun en gerçek haliyle sen, bekleyen değil misin? Kimi ve neyi bekliyorsun? Bırakma ayak izlerini, peşinden kimse gelmeyecek, hiç kimse içinin yalnızlığında bulamayacak seni. Biliyorum, yorgun düşlerinde bir çıkmazda gibisin, avucunun içinde sakladığın karanlığı yudumlar gibisin. Bundandır ya sana deyişim: “Tüm zamanlar sende kaybolsun.” İstiyorum ki ben bu mırıldanmayı ya da sayıklamayı gerçekleştirirken varlığın tüm zamanlara karşılık gelsin ve varlığın tüm zamanlarla dolsun.

Ağılı bir duygu mu beslediğin içinde, bitimsiz bir acı mı dolaşıp durdu odanın duvarlarında? Ya içinin duvarları… Orada da sözde bir yabancıyı mı var ettin. Hayır yabancı değil yabancılar mı? Hangisi en çok sendin? Hangisi daha çok sürükledi seni yalnızlığına? Kendin olma korkusu değil mi her şeyin asıl sebebi? Bu yalnızlık, bu anlamsızlık, bu sessizlik, bu güvensizlik, kendini içinde hiç bilmediğin birine emanet edişin anlamını bilmediğin bir isyan değil miydi? Her şeyi bilme imkânımız var mıydı, her şeyi anlayabilir miydik? Bir yer var mı bizim için? Yoksa asla var olmayacak bir ülkede benzerini arayan iki yitik benlik mi olacağız? Tüm zamanlar sende kaybolsun diyorum, o zaman ne mekân ne de yaşanılan anın bir önemi olacak. Tüm zamanlar senle kaybolsun ki beni anlayasın…

KİTAP TAVSİYESİ

Sancar CAN

Hangi zamana hangi mekana ait olduğumu bilmiyorum. Zamansızlık ve mekansızlık ağırlaştırırken ruhumu bir o kadar da hafifletiyor beni. Kim olduğum, ne olduğum ve ne olacağım öylesine anlamsız ki bu ucu bucağı görünmeyen karmaşık, gürültülü dünya içinde. Bir ses, bir nefes, bir gürültü, sıradan bir günah abidesi... Bizden geriye kalan; her şey ya da hiçbir şey... Bir gün dokunulabilecek mi bu dizelere gözler, kulaklar... Yoksa hep bir yabancı olarak mı kalacağız?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu