FELSEFESANCAR CANYAZARLAR

HİÇLİK SORUNUNA VAROLUŞSAL BİR YAKLAŞIM – 5

KİTAP TAVSİYESİ

1.3.6. UMUTSUZLUK
Bir başka varoluşçu felsefeci olan Gabriel Marcel’in felsefesinin ana temalarından biri umut’tur. Marcel, varlığa dair somut tecrübelerle ilgilenirken umut’unda aşk ve sadakat gibi somut tecrübelerden biri olduğunu dile getirir. Ona göre insan ne olduğu değil daha çok neye sahip olduğu ile ilişkilendirilmelidir. Bu noktada o, modern dünyanın kıskacında yalnızlık, bunaltı, yabancılaşma, saçmalık gibi kavramlarla anlamsal ‘boşluk’a ulaşıldığının vurgusunu yapar. Bu duygunun farkındalığını yakalayan insan yalnızca bu dünyanın anlamsal boşluktan ibaret olduğunu varsayar. Bu varsayım karşısında da anlam arayışı içerisine girer ve bütündeki manayı bulmaya çalışır buradan da kendi varlığının bütünlüğüne ulaşmaya çalışır.

Varlık, bir obje değildir, hayal edilemeyeceği gibi ispatlanması ya da belirlenilmesi de mümkün değildir. Varlığın var oluşuna ancak yaşanarak varılabilir. Bu sebeple kişisel varlığı ancak kendi bütünlüğü içerisinde ele alabiliriz. ‘Varlık’ı inkâr eden bir öğreti için her şey boşunadır. Şu da unutulmamalıdır ki Marcel ateist bir varoluşçu değildir. Felsefesini de bu perspektiften vermeye çalışmıştır. Varlık ona göre doluluğun temsilidir. Varlık inkâr edildiği, sömürüldüğü nokta da insanı sarmalayan umutsuzluktan başka bir şey olamaz. Umutsuzlukla örülü bir yaşam da boş ve anlamı olmayan bir yaşamdır.

Ancak Marcel felsefesinin önemli noktası da şudur ki; ona göre umutsuzlukla var olan anlamsal boşluk ve onunla beraber yankısını bulan mutsuzluk, çaresizlik, aldatma gibi olumsuzluklar olmasaydı umut, mutluluk aşk gerçek karşılığını bulmayacaktı. Bu noktada Kierkegaard’a kulak vermek gerekir. O da insan yaşamı için umutsuzluğun hem avantaj hem de eksiklik doğurabileceği kanaatindedir. Ona göre insan diyalektik bir varlıktır; bu yüzden umutsuzluk onun kaçamayacağı bir kavram olarak belirir. Zıtlıklarla var olan insan kendini var edebilme sürecini umutsuzlukla beraber oluşturur. Bir bakıma umutsuzluk insan için ruhsal yönden kendini tanımlayamaması kendisini ruhsal yönüyle fark edememesidir. Eğer insan varlığının ölümle son bulacağını düşünürse de umutsuzluğa kapılabilir. Bu nokta ise insan kendini mahvetmiş olur. Kierkegaard’a göre umutsuzluğun avantaja dönüşebileceği noktada işte bizi burada karşılamaktadır. İnsan umutsuzluk sayesinde özgür bir ruh olduğunu fark eder. Kierkegaard, insanın benliğini unuttuğunu ya da inkar ettiğini vurgulayarak insanın umutsuzluk aracılığıyla benliğinin derinliklerine indiğini belirtir. Nihayetinde insan umutsuzlukla beraber yok olurken bu umutsuzluğun Tanrı’dan uzaklaşmaktan kaynaklandığını görür. Bu nedenle Tanrı’ya yaklaşarak umutsuzluktan umuda doğru bir yol almaya başlar ve bunu bilinçli olarak yapar. Bu nedenle Kierkegaard için umutsuzluk benliğin gelişiminde önemli yere sahiptir.

Sartre, ateist bir bakış açısıyla Marcel’in aksine insanın dünyaya boşluklar, yokluklarla geldiğini savunur. Bu yüzden insanın Tanrı ile olsun ya da diğer insanlarla olsun ilişkilerindeki bakış açısı genelde olumsuz olacaktır. Bu yüzdendir ki Sartre’a göre ‘cehennem başkalarıdır’. Çünkü Sartre, zamanla yalnızlık içinde geçen hayatın sönük ışığından söz etmek suretiyle, toplumdan sıyrılmanın tehlikesine değinerek, insanın ancak başkalarına kendinden bir şeyler verdiği takdirde, kendini tanıyabileceğini söylemiştir. Böylece kin ve güvensizlik yerini zamanla mücadele ve rekabete bırakmasına rağmen Sartre, dünyanın içindeki her şeyin tuzak olduğu düşüncesini asla kaybetmemiştir.

1.3.7. SAÇMA
Sartre’a göre dünyada bulunmak saçmadır, dünyada bulunuşumuzun nedenlerini ve amacını aramak boşunadır; çünkü hem dünyanın anlamı, hem de varoluşumuz gerekçelendirilemez. Sartre, insanın kendisiyle bir çeşit bağlantı kurması için ilk olarak kendini aşıp hiçliğe doğru adım atması gerektiğini söyler; yabancı bir yerde olmadan insan kendi yurdunu tam bilemez, tanıyamaz, bu ayrılık olmadan varlığın bilgisine erişilemez. Varlığın yabancısı hiçliktir.

1.3.8. AMAÇSIZLIK
Kâinat varlığını amaçsız bir şekilde kendi kendine inşa etmiştir. İnsan hayatının da bir amacı ve gerekliliği yoktur. Bir bakıma bu evrenin yaşayan tek sahibi insandır. İnsan amaçsız bir şekilde ne yaptığını bilmeden yaşamını kurarken aslında hiçbir şey var edememiş olur. Amaçsız ve boşunalığın peygamberi insanın alınyazısı böylece boşluğun tâ kendisi olur.

KAYNAKÇA

  • Bataille, Georges (Nisan 2000),  Nietzsche Üzerine, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 
  • Baykan, Fehmi (Kasım 2000), Nietzsche’nin Felsefesi, Kaknüs Yayınları, İstanbul
  • Colette, Jacques (Haziran 2006),  Varoluşçuluk, Dost Kültür Kitaplığı, Ankara
  • Deleuze, Gilles (Mart 2010),  Nietzsche, Otonom Yayınları, İstanbul
  • Diken, Bülent (2011), Nihilizm, Ayrıntı Yayınları, İngilizceden Çeviren: Aylin Onacak, İstanbul
  • Dök, Birol (2003), Nietzsche’nin Nihilizmi, Seba Yayınları
  • Granier, Jean. Kasım 2005, Nietzsche, Dost Kültür Kitaplığı, Ankara
  • Heidegger, Martin (2009), Metafizik Nedir?, Türkiye Felsefe Kurumu, Ankara
  • Küçükalp, Kasım (Ekim 2010), Nietzsche ve Postmodernizm, Kibele Yayınları, İstanbul
  • Macit, M. Hanifi (2010), Max Stirner, Etik Yayınları
  • Sartre, Jean Paul (Nisan 2010),Varlık ve Hiçlik, İthaki Yayınları, İstanbul,
  • Sartre, Jean-Paul. Varoluşçuluk, Say Kitap Pazarlama 
  • Küçükalp, Derda (2005), Politik Felsefede Nihilizm Sorunu:Nietzscheci Bir Tartışma, Uludağ Üniversitesi Siyaset ve Sosyal Bilimler Bilim Dalı, Doktora Tezi
  • Çevikbaş, Sebahattin (2010), Nietzsche ve nihilizm kalkanına yaşamın yadsınmasını kazımış olan bir felsefe, [Elektronik versiyon]. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 14, s. 25-40.
  • Jankelevitch, Vladimir (1997). La Mort. Paris : Flammorion.
  • Schérer, R.; Kelkel, A. L. (1973). Heidegger . Paris: Eds. Seghers.,
  • MAGILL, Frank, (1971). Egzistansiyalist Felsefenin Beş Klasiği, Çev: Vahap MUTAL, İstanbul: Hareket Yay.
  • STEINER, George, (1996). Heidegger, Çev: Süleyman KALKAN, Konya: Vadi Yay.
  • Malpas-Solomon, (2006). Ölüm ve Felsefe, Çev: Nur KÜÇÜK, İstanbul: İthaki Yay.

KİTAP TAVSİYESİ

Sancar CAN

Hangi zamana hangi mekana ait olduğumu bilmiyorum. Zamansızlık ve mekansızlık ağırlaştırırken ruhumu bir o kadar da hafifletiyor beni. Kim olduğum, ne olduğum ve ne olacağım öylesine anlamsız ki bu ucu bucağı görünmeyen karmaşık, gürültülü dünya içinde. Bir ses, bir nefes, bir gürültü, sıradan bir günah abidesi... Bizden geriye kalan; her şey ya da hiçbir şey... Bir gün dokunulabilecek mi bu dizelere gözler, kulaklar... Yoksa hep bir yabancı olarak mı kalacağız?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu