DENEMEMUSTAFA BAKIRYAZARLAR

EUKLEİDES (ÖKLİD) DEPRESYONDA…

Bilim ve felsefeyi birbirinden ayırdığımızdan beri burnumuz boktan çıkmadı. Son bin yıldır bütün her şey buradan patlak veriyor. Farkında değiliz. Kendi yöntemlerini bulan bilimler felsefeden bilmem kaç yılında, bilmem kim tarafından bağımsızlığını kazanmıştır. Sizce gerçekten KAZANMIŞ mıdır? Gelinen son noktada çocuklarımıza öğrettiğimiz bilimler dayanaksız ve içi boş sadece bir takım bulmaca dizini değil mi? Hayatımızın mesleğini kazandığımız ‘Üniversite Sınavında’ sorulan soruların gazete bulmacasından farkı ne? Daha zor olması mı?  Bomba yapmak için ya da kapital dünya da daha dayanıklı ev aletleri, plastikler, nano kumaşlar yapmak için Kimya bilimini öğrenmiyor mu gençlerimiz? Ya da şimdiler de meşhur; biyolojik savaşlarda kullanmak için mi biyoloji öğreniyoruz? Ya da ilaç sanayisinde milyon satan ilaçlarımız olsun diye mi biyokimya üzerine yüksek lisans, doktora yapıyoruz? Evet. Matematiği, fiziği de aynı nedenlerden dolayı öğreniyoruz. ÖĞRENİYORUZ dediğime bakmayın sembol, kurallar, ve konu özelliklerini beynimize tıkıştırıp onları bir yap boz gibi birleştirerek ilgili alanda kullanıyoruz o kadar. E bunu yapmayalım mı diyeniniz olacak içinizden. Evet herkes bir bilim dalında yeni çığırlar açacak, hep yeniyi bulacak diye bir şey yok tabi ki, bir de bunu uygulayanlar olacak. Fakat elinizdeki pimi çekilmiş bomba değil ki patlasın ve sadece olduğu yerde zarar versin. Daha tehlikeli bir şey. Bilim… Aaa sende sıktın diyeceksiniz; bilimden ne zarar gelir insana?… Öyle ya, bilimden ne zarar gelir insana? Bilim sadece düzenli bir maaş için yapılırsa zarar verir insana. Bir gün maaşı verenler ‘atomu bir de bomba yapımı için incele’ derse zarar verir. Ya da daha dayanıklı ve büyük domatesler için bir göz atarsanız Genetik bilimine çağlar boyunca temizleyemeyeceğiniz genetik sorunlar çıkar önünüze. Dedim ya; pimi çekilmiş bomba değil ki bu. Tek seferlik kısırlaştırılmış tohumlar üretirseniz bir süre sonra doğurganlığını yitirmiş bitkilerin soyunun tükeneceğini göz önüne alırsak tehlikeli değil mi sizce?

Aslında bilimin hiç bir tehlikesi yok. Her şey gibi amacının dışında kullanıldığında tehlikeli. Bir diş fırçasıyla ağız yıkamak yerine sürtünme kuvvetini kullanıp, sivri hale getirerek insan öldürdüğünüzde ya da onu bir silah olarak kullanıp insanları esir ettiğinizde amacının dışında kullanmış olursunuz. Diyeceksiniz ki sadece ahlaki sorumluluklar yüzünden mi felsefe ile bilimi birleştirelim? Hayır. Sadece düşünsel olarak anlamak ve iyileştirmek için yapılan bir uğraşın kendi içinde bu kadar çelişik olmasını önlemek için. Yani doğru ve ilk amacına uygun şekilde düşünsel kurallara yani mantığa aykırı hareket etmemesi için. Ve en önemlisi yaratıcı özelliğini yitirmeden devam etmesi için. Bu son dediğim neden önemli biliyor musunuz? Bize semboller ve kurallar ile öğretilen bu mefhum bir robota kodlama yapar gibi öğretilirse, bilim düşünsel, onursal, duygusal bir takım durumlardan arındırılarak belleğimize bir bulmaca dizini olarak yüklenirse, bir de üstüne sonunda zengin olacağımız aşılanırsa, bizden sadece; güçlü, görevlerini eksiksiz yerine getiren robotlar olur. Etrafınıza bakın en zeki dediğiniz bilim insanları; benzetme yerindeyse, başkasının bulduğu tahtadan sandalye yapan, bir zaman sonra masa yapan insanlar. Bu iş ilk başladığında tahtanın yerine demiri bulmak için başladı. Bilimde yaratıcılık, pratik marangoz mantığı ile hareket etmez. Bilim insanının bulduğu şeyleri,-hani dedik ya; ‘bir de bunu uygulayanlar olacak’ diye, mesela mühendisler bulunan yeni şeye şekil vermek onların işidir ve zahmetli bir iş olup gayet önemlidir. Bilim adamı onlar şekil verirken arkadan onlara başka yeni bilgiler üretir. Ve bunu onlara sunar. Gel gelelim bugün biz bilim insanı diye hali hazırdakine şekil verenlere sanki yeni bir şey bulmuş gibi davranıyoruz. Zaten gerçekten bir şey bulan da bir zaman sonra tüccar oluveriyor. (Tabi; günümüzde de şu dediklerimi azınlıkta olsa da yapmayan bilim insanı mevcuttur mutlaka.) Çünkü faydacı akıl bize bunu aşılıyor. Her fırsatta işimize yarayanın en iyisi olduğunu ve onun gelinen en son nokta olduğunu empoze ediyor.

Velhasıl; felsefe ve bilimi birbirinden ayırmak bir zamanlar gereklilik arz etmiş olabilir. Fakat bu kadar birbirinden uzaklaşacağını bilselerdi ayırırlar mıydı? Eukleides, Galileo, Newton… Bunlar tahtayı sandalye yapan değil demiri bulan adamlar ve aynı zamanda piyasaya yeni bir ürün ile çıkıp, zengin olmaya çalışan ekonomi kurnazı değiller. Sizce bu insanlar felsefe ile bilimin birbirinden ayrımını: bilim, kaptalizmin elinde oyuncak olsun diye mi yaptılar? Ya da; sadece, bilinen şeyleri iyi kullanan; ustalaşmış elemanlara bilim insanı desinler diye mi yaptılar?

Eğer insanlara gerçeği ve farkındalığını gösterirsen seni aşırılıkla suçlarlar. Çarpıcı bir şekilde yanlışı ortaya koyduğunda haddini aştığını söyleyip sana zarar verirler. Çünkü insanların çoğu gerçeği sevmezler. Bugün yaşadığımız bütün güzel şeylerin geçmişinde kan vardır. Suçlamalar entrikalar fakat tarih Hakkında en çok kullanılan tabir ile tarihin  tekerrür etmesinden ziyade boyun eğdirici bir geleceği size hazırladığını akıllardan çıkarmamak gerekir. Bazen tarihte yaşananların aynısına boyun eğersiniz ya da tam aksini kabul edip ona boyun eğersiniz. İşte burada düşünmek devreye girer karar mercii siz olduğunuzdan tarihte gerçekleşmiş olayları devam ettirmek veya terk etmek sizin elinizdedir. Burada iyi ile kötüyü bütün boyutuyla düşünüp hareketinizi ona göre belirlemeniz gerekir. Çünkü atalarımızın yaptığı onca iyinin yanında onca kötü şey de var.

Yanılgı bazen bir özür ile telafi edilebilir. Peki ya telafi edemediklerinizin nelere yol açtığını biliyor musunuz? Bunu hem bireysel hem toplumsal olarak ele aldığımız zaman. Yanıldım demenin bu kadar alalade kullanılmaması gerektiğini anlayabiliyoruz.

Her şey şurada son buluyor. Ben bir şeyin farkındayım fakat bunu gizliyorum diyemediğimiz günlerin toplamı; kaynar kazana düşenlerin altına attığınız kucak dolusu çıralar olarak beliriyor.

Bu bir delilik evet. Fakat bu delilik; psikolojisi bozuk yeri geldiğinde içine kapanık yeri geldiğinde durdurulamayan bir toplumun koyduğu normların deliliği. Kuralları koyan toplumun psikolojisi bozuk ise bu kuralların dışına çıkan akıllılar delilik ile suçlanırlar.

Asıl soru; siz hangi tarafın delisisiniz?

Not: Yukarıda okuduğunuz metin ‘İnsanın ruhsal kodları’ yazı dizisinin başlangıç metnidir. Görüşmek üzere…

Mustafa Bakır

Ben sokakta yürüyen eli cebinde bir adamım. Toplumbilim bilirim. Hayatım insanları izlemekle geçti. Onları ve onların bana benzerliklerini, farklılıklarını karalıyorum kenara köşeye. Ben öyle afilli bir şekilde kendimden bahsedemem. Sakallarım ve ben kapkaranlığız. Türküler söylerim dünyaya. Ellerim ve yüreğim can çıkmadıkça susmaz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu