EDEBİYATSANCAR CANYAZARLAR

KALBİM VE KALBİN…

Not: Bu şiir bir ithaftır…
Bu gece, en sessiz benliğimle hiç bilmediğim farklı bir kırgınlığı
sürüklüyorum içimde.
Ziyan ettiğin tüm sözcüklerin, bir zehir gibi dağılıyor her yanıma.
Sonu gelir sanıyorum
beni küskün bir çocuğa dönüştüren bu hercai hoyratlığının.
Ama zihnime dağılıyor ahmak bir çocuğun
sevgiyi bilmeyen belki hiç sevgiyi yaşamamış kelimeleri.
Hafızam unutmaya çalıştıkça
beni bin yerimden yaralayıp duruyor.
Şimdi ise kalbim, acımasız ve düşüncesiz bir suçlamayı andıkça unufak…
Kalbim, tüm umutlarını yitirmiş bir savaş kaçkını…
Kalbim, dalgalar arasında yolunu kaybeden ürkek bir martı…
Kalbim, her zamankinden daha fazla büyük bir yalnızlığın kıskacında.
En yalnız halimle ben daha mutlu değil miyim?
Ama…
Yorgun ve tükenmiş…
Yalnız ve suskun…
Ölmedikçe acıyla çoğalan…
Sen serseri yürek, sen böyle pervasız durdukça
ben seni böyle
en saf halimle nasıl sevebilirim?
Ben, en masumane mısralarımla seni kutsal bir sevginin parçası yapmışken
Bu dünyanın kirlenmiş sevgisiyle nasıl bakabilirsin bana?
Kalbin, kendine tutsak…
Kalbin, hakiki benliğinin korkağı…
Kalbin senin olmadığın bir yerde, istemediğin bir zamanda
Taklit bir sevginin gölgesinde…
Kalbim ve kalbin aynı sevgide
Ama
Belki de asla bir araya gelemeyecek bir dünyada
Uzak kalmak zorunda olan iki yabancı mı olmalı?
Kalbim ve kalbin…
Kalbim ve kalbin…
Kalbim ve kalbin sadece aynı mısralarda
Ve sadece şiirlerimde mi
mutlu bir kaderi olurlayacak?
Oysa, bu dünyanın en büyük ahmağı ben olmadım mı
kendini hiç mutlu edemeyerek?
Mutluluk, yasak bir ülke ki bana…
Belki de sen, kalbinle kalbimsiz bu hayatta ve şiirlerimde daha mutlu olacaksın.
Öyleyse ben ortadan ikiye ayrılmış bu kalbimle
kendimi bitimsiz bir terk edilmişliğin içine atmalıyım
ve usulca gitmeliyim her şeyden ve herkesten uzağa.
Gitmeliyim seni de içimde saklayarak kendime sürgün ederek
Gitmeli ve bir uçurumda beklemeliyim.
Olurda belki gelirsin diye…

Sancar CAN

Hangi zamana hangi mekana ait olduğumu bilmiyorum. Zamansızlık ve mekansızlık ağırlaştırırken ruhumu bir o kadar da hafifletiyor beni. Kim olduğum, ne olduğum ve ne olacağım öylesine anlamsız ki bu ucu bucağı görünmeyen karmaşık, gürültülü dünya içinde. Bir ses, bir nefes, bir gürültü, sıradan bir günah abidesi... Bizden geriye kalan; her şey ya da hiçbir şey... Bir gün dokunulabilecek mi bu dizelere gözler, kulaklar... Yoksa hep bir yabancı olarak mı kalacağız?

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu